Suriye saldırısı: Kim kazandı, kim kaybetti? - Fatih Yaşlı

ABD Başkanı’nın Twitter hesabından Rusya’ya “Size yeni ve akıllı füzeler yollayacağız” diyebildiği, Beyaz Saray’da Trump gibi bir psikopatın oturabildiği tuhaf zamanlardan geçiyoruz. Elbette ki bu daha önceki ABD başkanlarını aklamak, ABD’nin eylemlerini başkanın ruh haline bağlamak ya da Trump öncesi ABD’nin dünya barışı için uğraşan, çabalayan bir ülke olduğunu söylemek değil. Ortada, “yeni” ve uluslararası kapitalist sistem açısından, emperyalizm açısından bile irrasyonel bir durum var, bunu görmek gerekiyor öncelikle.

Dünkü saldırıda ise şaşılacak bir şey yoktu, bağıra bağıra, göstere göstere geldi. Çarşamba günü bu köşede, Suriye’ye yönelik komplonun nasıl hazırlandığını, günbegün ve aktörleriyle birlikte anlatmıştık. Yaklaşık iki ay önce, Suriye ordusunun hızlı ilerleyişine paralel bir şekilde “kimyasal saldırı” üzerine konuşulmaya başlanmış, Fransa “Suriye’de kimyasal silah kullanılırsa saldırırız” diye açıklama yapmış, ABD Fransa’yı “Suriye’de daha etkili bir rol üstlenmeye ve Türkiye ile ilişkilerini derinleştirmeye” çağırmış, İngiltere eski bir Rus ajanı olan Skripal’e yönelik suikast girişiminden Rusya’yı sorumlu tutmuş, tüm bunların ardından da cihatçılar eliyle Duma’da bir kimyasal saldırı mizanseni tertip edilmişti. Sonunda ABD, İngiltere ve Fransa Suriye’ye saldırdılar.

Aslında son bir haftada yaşananlar bu üçlü açısından kolay geçmedi. Her şeyden önce inandırıcılıkları zayıftı, uluslararası kamuoyunu ikna etmekte ve harekete geçirmekte zorlandılar. Emperyalist bloğun parçası olan Almanya, İtalya, Hollanda gibi ülkeler saldırıya katılmayacaklarını açıkladılar. Rusya askeri seçenekler de dâhil bütün seçeneklerin masada olduğunu söyledi ve bu özellikle Pentagon’da saldırıya dair tereddütler yarattı, çünkü sahada Rusya’yla karşı karşıya gelinmesi halinde bunun nereye uzanacağını kimse kestirebilecek durumda değildi.

Ancak başta Trump’ın açıklamaları olmak üzere emperyalizm bir hafta boyunca öylesine el yükseltmiş ki, eğer hiçbir şey yapmazsa, amiyane tabirle madara olacaktı. Bu yüzden, ülkenin iletişim, ulaşım, su, elektrik altyapısını çökertip rejim değişikliğiyle sonuçlanabilecek ve Rusya’yla bir tür çatışmayı göze almak anlamına gelebilecek büyük bir saldırıyı göze alamasalar da, geçen yıl tam da yine Nisan ayında yapılana benzeyen, sadece füzelere başvurulan, ancak o saldırıdakinden yaklaşık iki kat daha fazlasının kullanıldığı bir saldırı gerçekleştirildi.

Eğer bu saldırı uzun vadeli bir askeri operasyonun ilk dalgası değilse -ki öyle değilmiş gibi görünüyor şu an- ortada emperyalizm açısından herhangi bir başarı bulunmuyor. Kendi içlerinde güçlü bir müttefiklik ilişkisi tesis edip tek ses olamadılar, bir kamuoyu yaratamadılar, Trump ve Pentagon arasındaki ihtilaflar bir kez daha açığa çıktı, saldırı Suriye sahasındaki herhangi bir şeye etki yapacak güçte değildi, Suriye ordu güçleri ve müttefikleri kayda değer bir zayiat vermedi, Suriye hava savunma sistemlerinin fena çalışmadığı görüldü, ABD ve müttefikleri Suriye hava sahasına uçak sokmaya ve bir hava bombardımanı yapmaya cesaret edemediler.

Rusya ise başından beri Trump’ın “çılgın” ve May’le Macron’un “kifayetsiz muhteris” hallerine karşı “aklıselim”i temsil etti. Putin soğukkanlıydı, Lavrov ve Zaharova iyi bir imaj çizdiler, savaşı mahkûm edip diplomasiye çağıran açıklamalar yaptılar. Esad da savaşın başından beri koruduğu vakur, metanetli tavrını muhafaza etti, sağlam duruşunu sürdürdü. Dolayısıyla Rusya’nın belki anlık olarak “karizmasını çizdirecek” ama reel olarak hiçbir dengeyi değiştirmeyecek bu sınırlı saldırıya askeri bir karşılık vermemesini bir zaaf ve zayıflık belirtisi olarak okumak yerine uzun vadede kazandıracak, akıllıca bir hamle olarak değerlendirmek akla çok daha uygun görünüyor.

Çarşamba günkü yazıyı bitirirken iki şeye bakmak gerektiğini söylemiştik. Bunlardan ilki saldırının kapsamı ve şiddetiydi, çünkü bu ne kadar büyük olursa Rusya’nın askeri yanıt verme ihtimali de o kadar artacaktı. Yukarıda da anlatmaya çalıştığımız üzere, “dostlar alışverişte görsün”den öteye giden bir saldırı olmadı ve Rusya da bu nedenle savaşı tetikleyebilecek bir yanıt vermedi.

İkinci olarak ise şöyle demiştik: “Gelişmelerin seyri, Ankara’da Putin ve Ruhani’yle fotoğraf verdikten üç gün sonra Doğu Guta gerekçesiyle Batı’ya Suriye’ye saldırma çağrısı yapan şark kurnazlığının pozisyonunu da belirleyecek. Dolayısıyla, daha önce de yazdığımız üzere, aynı anda ABD’yi ve Rusya’yı idare etmeye dayalı siyasetin de sınırlarına dayanıldığı daha net bir şekilde görülecek.”

Görülmüş olmalı, tüm o Rusya ve İran’la yakınlaşma, eksen değiştirme, anti-emperyalizm, yerlilik ve millilik iddiaları bir kez daha fos çıktı. Suriye’ye yönelik saldırı memnuniyetle karşılandı ve geçen yılki saldırı esnasında bu köşede yazdığımız “Tomahawk füzeleri ve özüne dönen İslamcılar” adlı yazıyı hatırlayarak söyleyecek olursak, “göklerden gelen karar”a uygun bir şekilde, kendisi bizzat bir emperyalizm projesi olan siyasal İslam’dan anti-emperyalizm falan çıkmayacağı bir kez daha tecrübe edildi.

BirGün / 15.04.18