Avrupa’da ırkçı-faşist tırmanış!

Kapitalizmin küresel krizinin büyüttüğü iktisadi, sosyal, siyasal ve kültürel sorunlar; işçi ve emekçileri tehdit eden işsizlik, yoksulluk, gelecek güvensizliği; son yıllarda yerleşik düzen partilerine duyulan şiddetli güvensizlik... Tüm bunlar, ırkçı-faşist parti ve akımların güçlenmesinin zemini olmaktadır.

Düne kadar demokrasi ve insan haklarının mabedi olarak sunulan Avrupa bugün neo-Nazi akımların kol gezdiği, ırkçı-faşist saldırganlığın tırmandığı bir coğrafyaya dönüşmüştür.

Avrupa’nın hemen tüm ülkelerinde işsizlere, yoksullara ve göçmenlere dönük düşmanca politikalar izlenmektedir. Bu politikalar tüm Avrupa ülkelerinde devlet politikası olarak uygulanmaktadır. Öncelikli hedefi ise müslüman ülkelerden gelen göçmenlerdir.

Öte yandan, tüm Avrupa ülkelerinin parlamentolarında bu yoksul kitleyi hedef gösteren ırkçı-faşist partiler bulunmaktadır. Bu partiler her seçimde oylarını biraz daha arttırmakta, peş peşe seçim zaferleri kazanmaktadır. Kimi yerlerde de hükümet ortağıdır.

Irkçı-faşist tırmanış sürüyor

Almanya ırkçı-faşist tırmanış ve saldırganlığın en yoğun yaşandığı ülkedir. Almanya’da son seçimlerin tek galibi ırkçı-faşist AfD’dir. 85 milletvekili ile federal parlamentoda temsil edilmektedir. SPD’nin CDU/CSU ile koalisyon hükümetinin bileşeni olması nedeniyle, Almanya’da muhalefet partisi artık AfD’dir.

Almanya’da ırkçı-faşist saldırganlık giderek boyutlanmaktadır. 2017 kayıtlarına göre, 950 İslam karşıtı saldırı gerçekleşmiştir. Almanya müslüman ülkelerden gelen göçmen ve sığınmacı düşmanlığında başı çekmekte, ayrımcılık ve dışlayıcılık giderek kaba biçimler almaktadır. Bunun en somut örneği, yoksullara yiyecek dağıtan Tafel adlı bir kurumun Essen kentinde sergilediği, Alman pasaportlu olan sığınmacılara öncelik tanıyacağı şeklindeki uygulamadır. Toplum ölçüsünde tepki çeken ve tartışmalara neden olan bu uygulama bir istisna değildir, pek çok yerde yaşanmaktadır.

Irkçı-faşist tırmanış ve saldırganlığa sahne olan bir başka ülke İtalya’dır. 4 Mart’ta gerçekleşen seçimler öncesinde yaşananlar ile seçimlerin ortaya çıkardığı tablo iç karartıcıdır. İtalya’da seçimler ırkçı-faşist partilerin boy gösterdiği bir arenaya dönüştü. Seçimlere damgasını vuran, AB karşıtlığı ile sığınmacılara dönük düşmanca kampanyalar oldu. Irkçı-faşist partiler, iş başına geldiklerinde yüz binlerce sığınmacıyı sınırdışı edeceklerini vaat ettiler. Bu süreçte ırkçı-faşist saldırılar iyiden iyiye arttı. Yabancılara dönük silahlı saldırılar gerçekleştirildi. İtalya’nın en azgın faşist partisi olan Kuzey Ligi’nin bir üyesi 6 kişiyi katletti.

Tüm bunları seçim tablosu tamamladı. 4 Mart’ta gerçekleşen seçimlerde ırkçı-faşist partiler ürkütücü bir seçim zaferi elde ettiler. Berlusconi %37, Beş Yıldız Hareketi %31, Kuzey Ligi %18, Kardeş İtalya %4.4 oranında oy aldılar. Kısacası işsizlere, yoksullara, özellikle sığınmacılara yönelik tehlike daha da büyümüş bulunuyor.

Avrupalı faşistlerin enternasyonali mi?

Avrupa’nın birçok ülkesinde yükselişe geçen ırkçı-faşist partiler, 2017 Ocak’ında Almanya’nın Koblenz kentinde düzenlenen konferansta bir araya geldiler. Almanya için Alternatif’in (AfD) lideri Petry’nin ev sahipliğinde yapılan konferansa, Fransa’dan Ulusal Cephe’nin lideri Marine Le Pen, Hollanda’dan Özgürlük Partisi’nin (PVV) lideri Wilders, İtalya’dan Kuzey Birliği Partisi lideri Salvini ve Avusturya’dan Özgürlük Partisi (FPÖ) Genel Sekreteri Vilimsky katıldı. Bunu, yine 2017 yılında, aralarında Fransa’daki Ulusal Cephe’nin lideri ile Hollanda’dan Özgürlük Partisi liderinin yer aldığı Çekya’daki konferans izledi.

Bu konferanslarda öne çıkartılıp istismar edilen sorunlar, işlenen temalar, haykırılan sloganlar ve kullanılan argümanlar oldukça dikkate değerdi. Avrupalı ırkçı-faşist partilerin faşist enternasyonaline doğruydu.

Koblenz Konferansı Trump’ın ABD başkanlığını kazanmasından bir gün sonra yapıldı. Olayı kendi zaferleri olarak yorumlayıp, yeni bir dünyanın doğuşu olarak propaganda ettiler. Bunu Avrupa’nın uyanışının izleyeceğini dile getirdiler. Hedeflerini ise, bir “tiranlık” olarak niteledikleri AB’nin sonu ve “Yeni bir Avrupa” olarak belirlediler.

Konferanslara AB karşıtlığı ile müslüman ülkelerden gelen göçmenlere yönelik düşmanlık damgasını vurdu. Her sorunun kaynağı olarak onlar gösterildi. Almanya’da “Almanya Almanlarındır!”, “Müslümanlar dışarı!”; İtalya’da “Önce vatan-önce İtalya!”, “Avrupa değerlerini koruyalım!” en başat sloganlardı. Çekya’nın Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi Partisi lideri Okamura, Avrupa’nın “müslümanlar tarafından kolonileştirilmesi tehlikesi altında olduğunu” ileri sürerek, müslümanlara kapıyı göstermede başı çekti.

İtalya’da ırkçı-faşist partiler koalisyonu Mussolini’nin kötü ünlü Roma yürüyüşünün 95. yıldönümünde bir yürüyüş yapmak istedi. “Faşist duyguların canlanmasına neden olacak” gerekçesiyle buna izin verilmedi. Buna rağmen faşist güruhlar, “Her şey vatan için!”, “Müslümanlar dışarı!”, “Hristiyan Avrupa!” şiarlarını atarak yürüdüler, faşist selamı verdiler.

Irkçı-faşist çeteler 14 Nisan’da, “Avrupa uyan!” şiarı ile Dortmund’da da büyük bir yürüyüş gerçekleştirmeyi planlıyorlar. Irkçı-faşist tehdit ve tehlike her geçen gün büyüyor.

II. Paylaşım Savaşı öncesini hatırlatan gelişmeler!

Kapitalizmin küresel krizinin büyüttüğü iktisadi, sosyal, siyasal ve kültürel sorunlar; işçi ve emekçileri tehdit eden işsizlik, yoksulluk, gelecek güvensizliği; son yıllarda yerleşik düzen partilerine duyulan şiddetli güvensizlik... Tüm bunlar, ırkçı-faşist parti ve akımların güçlenmesinin zemini olmaktadır.

Yakıcı boyutlar kazanan bu sorunların kaynağı elbette ki kapitalizmdir. Ne var ki tümü de, işsizlere, yoksullara, özellikle de müslüman kökenli göçmenlere ve son dönemde Avrupa’ya akan mülteci kitlesine yıkılıyor. Irkçı-faşist parti ve akımlar, tıpkı II. Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesi Hitlerci partinin ve Mussolini’nin kara gömleklilerinin yaptığı gibi, yakıcı hale gelen iktisadi ve sosyal sorunları istismar ederek güç oluyorlar.

Geçmiş deneyimler de göstermiştir ki, ırkçı-faşist partilerin arkasında her zaman tekeller vardır. Krizin derinleştiği, krize çare olarak siyasal gericiliğin en yoğunlaşmış hali olan faşizmin alternatif hale geldiği koşullarda, bu durum daha da belirginleşir. Devlet, polis ve istihbarat örgütleri ile faşist akımlar daha da yakınlaşır, iç içe geçerler. Bir başka gelişmeyle önlenemezse eğer, silah tekelleri besleyip finanse ettikleri bu çeteleri göreve çağıracaklardır.

Faşizm bir daha asla!

Avrupa bir yandan bu ırkçı-faşist çetelerinin eylem ve etkinliklerine sahne olurken, diğer taraftan da on binlerin katıldığı büyük anti-faşist eylemler gerçekleşmektedir. Koblenz’deki faşist meydan okumaya hatırı sayılır kitlesel bir anti-faşist gösteri ile yanıt verildi. İtalya’da Mussolini’nin Roma yürüyüşünün 95. yılında yapılmak istenen yürüyüşe karşı 100 bin kişinin katıldığı dev bir yürüyüş gerçekleştirildi. Demek oluyor ki, ırkçı-faşist saldırganlığı besleyen zemin tersinden devrimci güçlerin güçlenmesinin de zeminidir.

Avrupa’da işçi sınıfı ve emekçi kitle hareketinde son yıllarda anlamlı çıkışlar yaşanıyor. Kapitalizmin icraatları işçi sınıfı ve emekçi kitleleri harekete geçiriyor. Avrupa ülkelerinde direnişler, grevler ve genel grevler giderek yaygınlaşıyor, “Faşizm bir daha asla!” şiarı ile ırkçı-faşist gösteriler engellenebiliyor. Bu mücadeleler devrimci bir önderlikle buluşmayı başardığında, Hitler faşizminden çok çeken Avrupa halkları bu kez faşizme geçit vermeyeceklerdir.