“Bizim bir Suriye politikamız yok” - Patrick Cockburn

Bugün Irak’ta IŞİD yeniliyor, fakat düzensiz ABD politikası, daha güvendeymiş hissi vermiyor.

Geçtiğimiz hafta ABD başkanı Donald Trump kendisine tezahürat yapan Polonya milliyetçilerine dünyaya yönelik en büyük tehdidin “Radikal İslami Terör” olduğunu söyledi. IŞİD şu anda fiili başkenti yaptığı ve halifelik ilan ettiği Musul’u kaybediyor. Bu arada ABD destekli Suriye Kürt güçleri de Suriye’de de IŞİD  kontrolü altında bulunan son büyük şehir olan Rakka’ya giderek yaklaşıyor. Birkaç hafta veya ay içinde de Rakka’yı ele geçirecekler. Dolayısıyla bu gelişmeler Trump için iyi bir haber olmalı.

IŞİD, son üç senedir Ortadoğu barışının en güçlü düşmanı. Bu durumda en güçlü olduğu iki yerde birden yenilgiye uğraması neden bölge insanında daha güvenli olduklarına dair bir hissiyat yaratmıyor? Tersine bölgedeki insanlar huzursuz ve korkulu bir ruh hali içinde. Bu ruh hali insanın aklına çok sayıda çatışmanın yaygınlaşıp karşılıklı olarak birbirini zehirlediği 1914 yılı Avrupa’sını getiriyor. Olay tam olarak Ortadoğu’da kapışmak için birbirlerini kaşımasından çok  I. Dünya Savaşı öncesindeki siyasi karmaşada belirsiz değerler muhteviyatları olmaları bağlamında her an her şeye sebep olabilecek çok fazla joker kartı olması olarak açıklanabilir.

Bu jokerlerin iki farklı ve aynı şekilde tehlikeli çeşidi var. İlk belirsizlik kaynağı Trump Suudi veliaht prensi Muhammed bin Salman, ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi oldukça defolu liderler etrafında dönüyor. Hepsinin içeride güce karşı bir oburluğu var. Ayrıca buna ek olarak kibirleri ve zayıf muhakeme güçleriyle biliniyorlar. Kaygı verici bir şekilde hepsi yıkıcı olma potansiyeli olan, henüz o hale getirmedilerse bile ciddi savaşlara çok kolaylıkla dönüşebilecek çok sayıda cephede baş rolü oynuyorlar.

Türkiye Kürtlerden rahatsız

IŞİD’in geri çekilmeye başladığı Irak ve Suriye’de yaşananlar tam da bu duruma örnektir. IŞİD’in yarattığı boşluk burayı kimin dolduracağıyla ilgili başka bir çatışmayı da yaratıyor. Suriye’yle ilgili olarak Türkiye, ABD hava gücünün de desteğini alan ve Türkiye’nin güneyinde fiili bir devlet kurmuş olan Kürtlerin güç kazanmasından oldukça rahatsız. Suriye Kürtleri ise ABD’nin onların IŞİD’le savaşan 50 bin savaşçısına ihtiyaç duymadığı noktada Türkiye’nin Kuzey bölgesine saldıracağından ve yarı bağımsız statülerine son vereceğinden korkuyorlar.

Doğu Suriye’de kanlı bıçaklı olan Rusya, İran, Türkiye, İsrail, Suriye hükümeti, Suudi Arabistan, El Kaide, IŞİD, Kürtler ve çok sayıda diğerleri arasında devam eden güç savaşıyla ilgili ABD’nin politikası nedir? ABD zaten Suriye hükümetine ait hava üssüne füze gönderdi ve askeri hava araçlarını bombaladı. Bunun dışında Trump’ın ne yapma niyetinde olduğunu kimse bilmiyor. IŞİD’e karşı kullanmasına gerek kalmadığında Türkiye’yle tekrar dost olmak için Kürtlere ihanet mi edecek? Diğer bir seçenek olarak ABD, IŞİD yenilgiye uğratıldıktan sonra Irak ve Suriye’deki rolünü sınırlandırabilir veya gelecekte İran’la karşı karşıya geleceği bir savaş alanı olarak da görebilir.

“Her şey bir Tweet’e bakar”

Bir ABD Dışişleri yetkilisi bana “Bizim bir Suriye politikamız yok. Ortadoğu’daki herkes Pentagon, Dışişleri Bakanlığı veya Ulusal Güvenlik Konseyi’nin otoritesinin zayıf olduğunu bilir. Çünkü onlar ne derse desin, ne taahhüt verirse versin bu bir saat içinde başkan tarafından veya Beyaz Saray içindeki bir fraksiyon tarafından atılacak bir tweetle çelişebilir” diyordu. Aynı yetkili bu durumun gaddar ve tekinsiz bir diktatörlük rejimi altında yaşamaya benzediğini söyleyerek sızlanıyordu.

Trump’ın kaos yayma konusundaki dehası mayıs ayında Suudi Arabistan’a yaptığı ziyarette Suudi siyasetine ifrat derecesine varan desteği Riyad’ın Katar’a ambargo uygulması konusunda cesaretlendirerek ülkeyi bir manda devlet pozisyonuna düşürdü. ABD başkanı 2015 yılından beri görevi devralmış olan veliaht Prens Muhammed Bin Salman’a tam destek verdi. Salman’ın o zamandan bu yana ki sicili katıksız bir başarısızlık örneği: Suriye’de Rusya’nın askeri müdahalesini tetikleyen  bir isyancı saldırısını destekledi. Hâlâ bir savaşın devam ettiği ve ülkede yıkım sebep olduğu Yemen’i bombaladı ve küçük bir ülke olan Katar’ı ezmek için Körfez bölgesinde istikrarsızlık yarattı.

Ortdaoğu’da her zaman kriz çıkar ama bu sefer bu krizler kontrolden çıkıyormuş gibi bir hissiyat var. ABD politikaları komik bir şekilde sanki daha önce fedakarlık ve özveri  yapıyormuş gibi kendi çıkarlarını desteklemek üzere yönlendirilmek üzere.

Trump yönetimindeki ABD, İsrail ve Suudi Arabistan tarafından da teşvik edilen, İran etkisini püskürtmek üzerine konsantre olmuş durumda ama eğer Irak ve Suriye’de tansiyonu gerçekten düşürecekse belli bir derecede İran’ın işbirliğine ihtiyacı var. Öte yandan İran’la cephe açmak demek Şiilerle kavganın reçetesi anlamına geliyor. Böyle bir durumda istikrarsızlığın garanti olduğu kesin.

Medya ve düşünce kuruluşu alimleri ne konuştuğunu bilmiyor

İran’a yönelik daha agresif bir politika tehlikeli bir şuursuzluk içinde tasarlanmış durumda. Ne konuştuklarından 2003’teki Irak işgali döneminden bile daha az  haberi olan medya ve düşünce kuruluşu alimleri etnik azınlıkların  merkezi hükümete karşı başlatacakları bir gerilla savaşını desteklemekten konuşuyorlar ki, böylesi bir taktik çok sayıda insanı öldürür ve bu Tahran’ın hiç umurunda olmaz.

ABD’nin Irak ve Suriye’deki askeri eylemleri Obama’nın açtığı hatta ilerliyor çünkü Trump yönetimindeki kimse alternatif olarak ne koyacağını bilmiyor. Sadece sahada neyi ne zaman bombalayacakları konusunda karar veren subaylarla daha militarize oldular. Bu da Musul’da Trump’ın bombardımanının yarattığı yıkımın geçen sene Obamsa’nın yarattığından daha fazla olmasını getirdi.

Trump Alman Kralı’na benziyor

Bugün Ortadoğu’yla 1914 Avrupa’sı arasında kurulan benzerlik oldukça aydınlatıcı. Bugünkü Trump’la o dönemin Kaiser II. Wilhelm (İngiltere’deki adıyla Kaiser Bill) arasında güçlü paralellikler var. İkisi de hiç anlamadıkları durumların içine düştüler. İkisi de egosantrikti ve yeterli bilgi sahibi olmayan, tumturaklı bir milliyetçiliği destekleyen kendilerini komplolara ve kibirli  yabancı devletlere karşı vatanını (ABD veya Almanya) savunan bireyler olarak resmediyorlardı. 1896 yılında Kaiser, İngiliz müdahalesine karşı de Boer’ları destekleyen kötü bir telgraf çekmişti. Aynen yaklaşık bir asır sonra Trump’ın Katar’a karşı Suudi Arabistan’ı destekleyen bir tweet atması gibi.

Hem Trump hem de Kaiser aynı böbürlenmeci, kendine acıyan ve medyayı habis ve yanlış beyanla suçlayan kendilerini daimi mağdur olarak gören davranış şekliyle hareket ediyorlardı. 1908 yılında Daily Telegraph Kaiser’le dilden dile yayılmış olan  bir röportaj bastı. Kaiser burada İngilizler hakkında oldukça saldırgan yorumlar yaparken onların büyük bir ulusun hakkını veremedikleri vehmindeydi. Aynen Trump tarzı bir mızıldanmayla ısrarla “Ben uzattğım eli tutmayı reddeden ve öbür elimde hançer tuttuğumu düşünen  İngiltere’nin ve sizin basınınızın büyük bir bölümünün dostuyum” diyordu.

Kaiser “Sarı tehlike” kelimesini icat etmedi ama Çin ve diğer Asya ülkelerinin Batı medeniyetine karşı yarattığı tehlikeler hakkında uyarmak için kullandı. Aynen bugün Trump’ın radikal İslam hakkında atıp tutması gibi.

(Kaynak: The Independent / Çeviren: Balkan Talu)

Gazete Duvar / 09.07.17