Fransa’da kavga büyüyerek sürüyor

Yaşanan süreç Fransa’da kavganın bu kez daha çetin geçeceğini, özellikle 1 Mayıs’ın tarihsel ve sınıfsal anlamına yaraşır biçimde karşılanacağını işaret ediyor.

Fransa bugünlerde son yılların en yoğun, en yaygın ve en yığınsal sınıf ve emekçi kitle eylemlerine sahne oluyor. İşçiler, kamu emekçileri ve öğrenci gençlik Macron’un “reform” adı altında başlattığı saldırı dalgasına grevlerle, blokaj eylemleri ve boykotlarla cevap veriyorlar.

Mevcut hareketlilikte demiryolu işçileri grevleri ile öne çıkıyorlar. Sadece 22 Mart’taki greve 200 bin demiryolu işçisi katılım sağladı. Demiryolu çalışanlarının Nisan ayının ikinci haftasındaki grevi de büyük bir başarıyla geçti. SNCF’de kondüktörlerin %74’ü greve katılım sağladı. Ayrıca 9 Nisan’da, demiryolu reformunun görüşüldüğü sırada, sendikalar parlamento yakınında eylem yaptılar.

Aynı günlerde EDF’de (Électricité de France) çalışan enerji işçileri de grev ve eylemlerle sokakları ısıttılar. 100 binlerce abonenin elektrik tarifesini düşük tarifeye dönüştürdükleri açıklandı. Bir başka eylem ise işçilerin, birçok otoyolda otomobil sürücülerini grevler ve talepler hakkında bilgilendirmek amacıyla, otoyol turnikelerinin bariyerlerini kaldırıp ücretsiz geçiş sağlamalarıydı.

Öğrenci gençlik ise toplam 13 üniversitede yaptığı işgal, boykot ve blokaj eylemleri ile sahnedeki yerini aldı. Dikkate değer olan, öğrencilere yönelik faşist saldırılardaki artıştır. Le Pen yanlısı sopalı faşist güruh daha önce Montpelliers’de bir saldırı gerçekleştirmişti. Bugünlerde buna Lille, Lyon ve 6 Nisan gecesi Paris’te yenileri eklendi.

Fransa’da yaşanan hareketlilik giderek bir süreklilik kazanıyor.

Saldırıların kapsamı ve niteliği

Macron’un reform saldırısının öncelikli hedefi halihazırdaki hareketlilik içinde öne çıkan demiryolu işçileridir. İşçilerin bir kısmının işten atılması, geri kalanların ise statülerinin düşürülmesi gündemde. Saldırının kapsamındaki eğitim alanında ise Macron’un elemeci reform yasası ile binlerce öğrenci okuyamaz hale getirilecek. Zira sınav sistemi köklü bir değişikliğe tabi tutulacak. Belediyeler başta olmak üzere sağlık, postane, enerji, temizlik, kısacası hizmet üreten tüm kurumlar da söz konusu saldırı dalgasından nasibini alıyor. Keza Macron’un reform saldırısı Fransa’nın günah keçileri ilan edilen göçmen kitlesini de unutmamış. Hiçbir itiraz hakkı tanımayan yeni bir göçmen yasası çıkartılıyor. Bu yasa ile belki de Fransa tarihinin en kitlesel sınır dışı uygulamalarının yaşanması kaçınılmaz olacak.

Daha ilk bakışta anlaşılmaktadır ki Fransız burjuvazisinin “cesur adam”ı Macron’un reform saldırısı diğer ülkelerdeki alışılagelen kemer sıkma ya da reform saldırıları gibi, sadece hakları sınırlama ya da kısıtlama ile yetinmeyen bir saldırıdır. Macron’un, Fransız işçi ve emekçilerinin zorlu, militan ve görkemli mücadeleler ve gerçekten ağır bedeller ödeyerek kazandıkları tarihsel kazanımlara savaş açtığı biliniyor. Çalışma yasaları sırasında yaşanan kavga bunu ayan beyan açığa çıkartmıştı. Ancak işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, gençlerin, yoksulların ve göçmenlerin bu yeminli düşmanı geriye kalan hak kırıntılarına da göz dikmiş bulunuyor. Onun reform saldırısı ne kadar hak varsa onları kökten tasfiye etmek istiyor.

Diğer yandan Macron, kamu hizmetlerinin alanını daraltmayı, buna ilişkin bütçelerde kısıtlama yapmayı değil, bu yönlü anlayış, alışkanlık ve kurumları kökten yok etmeyi hedefliyor. Yani Macron’un saldırı dalgası diğer ülkelerdeki saldırılara rahmet okutan bir nitelik taşıyor. Uygulanmak üzere gün bekleyen ve Fransa’nın açgözlü tekellerine tam bir peşkeş çekme örneği olan özelleştirme saldırısı bunun en iyi kanıtıdır. Dahası Macron bir yandan bunu yaparken, bir diğer yandan da özel sektöre yatırım için teşvik yasaları çıkartmaya çalışıyor.

Sınıf ve kitle hareketinin niteliği ve seyri

Saldırının kapsamının genişliğine koşut olarak grev, boykot, blokaj ve gösterilere giderek daha fazla bir kitle katılıyor. Her gün yeni bir işkolu harekete dahil oluyor. Özellikle gençlik hareketi yeni yerleri kapsayarak genişliyor, kitleselleşme eğilimi taşıyor. Fransız burjuvazisinin ve Macron’un en korktuğu gelişme de budur. Zira, bir yandan işçilerin giderek yığınsal boyutlar kazanan grevleri, diğer yandan üniversitelerdeki hareketlilik ister istemez onlara ‘68 hareketini hatırlatıyor.

Bu arada, öğrenci gençlik bir yandan okul girişlerine barikatlar kurup, blokaj eylemleri yapıp, boykotlar gerçekleştirirken, bir yandan da öğretmenlerle birlikte hatırı sayılır kitlesellikte Kurultaylar topluyorlar, burada adı “Vidal Yasası” olan yeni eğitim yasasına karşı neler yapacaklarını ve yapabileceklerini tartışıp, kararlaştırıyorlar.

Görülüyor ki kitleler Macron’un saldırısının niteliğini ve hedeflerini doğru algılıyorlar. Daha açık biçimde ifade edecek olursak, söz konusu saldırı dalgasının boy hedefindeki toplumsal tüm kesimler bu saldırının ellerindeki hak kırıntılarına bile göz diktiğini ve bunları acımasızca tasfiyeyi amaçladığını biliyorlar. Bunun kendisi, saldırıya karşı birlik olmayı, dayanışma bilinci ile kuşanmayı ve birlikte karşı koymalarının zeminini güçlendiriyor. Nitekim mevcut hareket her gün daha birleşik bir hal almaya doğru seyrediyor. Bu eğilim önümüzdeki günlerde daha da güçlenecek ve daha bir belirginleşecektir.

Öte yandan, grevler durmayacak dahası, yeni işkollarının katılımı ile grev dalgası daha da büyüyecek görünüyor. Paris’te Gare du Nord’da çalışan demiryolu işçileri 13 Nisan’dan itibaren süresiz grev kararı aldı. CGT sendikası 19 Nisan’da yapılacak grevler için diğer sendikalara eylem birliği çağrısı yaptı. Çağrıya henüz kesin bir yanıt verilmiş değil, ama CGT, FO, SUD Solidair ve CFDT sendikalarının bu konuda bir karar almak üzere bir araya gelecekleri belirtiliyor.

Yeri gelmişken önemli bir diğer hususun da altını çizmekte yarar var. Eylem ve grev kararları tamamen işçiler tarafından alınıyor. Sendikacılar deyim uygunsa işçilere uymak zorunda kalıyor, onların peşinden sürükleniyor. Örneğin 3 Nisan grevleri kararını işçiler önden almıştı, sendikacılar ise grev günü karar alıp greve dahil oldular.

Gittikçe sertleşen kavga

Bankacı eskisi Emmanuel Macron silah ve savaş tekellerine olan borcunu ödemek için oldukça acele ediyor. İçeride sosyal yıkımı derinleştirmek, hak kırıntılarını da yok edip toplumu nefes alamaz hale getirmek, dışarıda ise Fransız emperyalizmini yeni bir paylaşım savaşına hazırlamak için ne gerekiyorsa yapıyor. OHAL’i sözde resmi olarak kaldırdı, ancak OHAL fiilen sürüyor. En önemlisi de işbaşına geldiği günden itibaren ve bağlı olduğu tekellerin işlerini bir an önce gerçekleştirmek amacıyla Fransa’yı KHK’larla yönetiyor. Öyle ki ünlü Fransız Anayasası tümüyle rafa kalkmış bulunuyor. Macron her defasında 49. paragrafın 3. maddesine sığınıyor. Yerleşik teamülleri ve parlamento başta olmak üzere yerleşik kurumları hiçe sayıyor. Çalışma yasaları konusunda bunu yapmıştı, şimdi yine aynı yoldan yürümeye çok kararlı gözüküyor.

İşçi, emekçi, öğrenci, emekli, yoksul ve göçmenler de mücadele konusunda çok kararlı. Mücadele etmezlerse eğer, saldırının elleri ve avucundakileri de silip süpüreceğini az çok biliyorlar, bu nedenle de can havliyle direniyorlar. Bugünlerde her üç günde bir grevdeler, sokaktalar, boykot ve blokaj eylemlerindeler. Bu durum, başka bir gelişme olmazsa önümüzdeki Haziran ayına dek sürecek. Şimdi, karayolu taşımacıları, yani kamyoncuların da dayanışma eylemleri ile demiryolu işçilerinin ve grevlerinin yanında olacakları belirtiliyor. Onlar da grevlere dahil olurlarsa hayat tümden felç olur.

Bunun kendisi her gün düzenin kolluk güçleri ile karşı karşıya gelmek demektir. Mücadelenin geriliminin giderek tırmanması, polisin şiddete başvurması, kavganın bir kaçınılmazlık halinde daha şiddetli biçimler alması demektir. Polisin bilinçli olarak özellikle gençlik kitlesini provoke ederek kriminalize etme çabaları bir başka beklenen gelişmedir. Bir diğer saptırıcı şey de Le Pen’ci faşist gürühun sopalı silahlı saldırılarınde artış olma ihtimalidir. Şimdiden yaşanalar bunun işareti sayılır.

Her şeye rağmen Emmanuel Macron’un işi bu kez çok daha zor. Sular durulmuyor, tam tersine şimdiden kaynama noktasına ulaşmış bulunuyor. Yaşanan süreç Fransa’da kavganın bu kez daha çetin geçeceğini, özellikle 1 Mayıs’ın tarihsel ve sınıfsal anlamına yaraşır biçimde karşılanacağını işaret ediyor.