İşyeri işçi temsilciliği seçimleri üzerine...

İşçi temsilciliklerini gerek sendikal bürokrasiye karşı, gerekse kapitalistlerin işçi temsilcilerini kullanma ve teslim almalarına karşı mücadelenin dayanaklarına da dönüştürebiliriz.

Almanya’da 4 senede bir yapılan işyeri işçi temsilcilikleri seçimleri bu sene Mart-Mayıs ayları arasında gerçekleştirilecek. Bu seçimlerde toplam 180 bin işçi temsilcisi belirlenecek.

İşçi temsilciliği, seçimleri Almanya’ya özgü olan İşyeri Teşkilat Yasası çerçevesinde yapıldığından dolayı, yasal bir organdır. Bu yasa, Almanya’da 1918-1919 Kasım Devrimi’nin ardından, 1921 yılında, devrimden dersler çıkartıp zamanın karşı-devrimci hükümeti tarafından çıkarıldı. Amaç, sendikaları ve işçi sınıfını bölüp güçten düşürerek, denetim altına almaktı. İşçi sınıfının birliğini parçalamayı hedefleyen bu yasa, haklı olarak işçiler tarafından da bölücü bir yasa olarak nitelendirilmişti.

Bu bölücü yasa, bazı değişikliklerle birlikte günümüze kadar varlığını sürdürdü. Yasanın ikinci maddesi bu kurumun asıl işlevini göstermektedir. Yasa, paragraf 2’deki “işçi temsilciliği kapitalistlerle güven içerisinde beraberce çalışmalıdır” şeklindeki belirlemesiyle işçileri ve temsilciliği, sınıf işbirliği aracılığıyla kapitalist sisteme entegre etmeyi amaçlamaktadır.

Sendikalar, bu bölücü ve gerici yasaya karşı işyeri sendika temsilciliğini (Vertrauenskörper) kurarak cevap vermişlerdir. İşçi temsilciliği seçimlerinde daha etkin olabilmek, yine işyerinde sendikal çalışmayı geliştirebilmek için sendika temsilciliği geliştirilmiştir.

Bugün büyük fabrikalarda sendikalar genellikle örgütlü olduklarından, sendikanın aday gösterdiği işçi temsilcileri kazanmaktadır. Ama orta ve küçük işletmelerde durum farklıdır. Sendikaların zayıf veya olmadığı yerlerde trajikomik durumlar yaşanmaktadır. Kapitalistler kendi personel şeflerini işçi temsilciliği seçiminde aday olarak gösterebilmekte ve seçilmesini sağlamaktadırlar. Personel şefi olan kişi aynı zamanda “işçi temsilciliği” görevini de yapıyor. Bunun pratikteki karşılığını veciz bir şekilde yansıtan yaşanmış bir örnekte, bir işyerinde aynı zamanda “işçi temsilcisi” “seçilmiş” personel şefi bir işçiye çıkış veriyor, “işçi temsilcisi” olarak da çıkışı onaylayıp işçiyi sokağa atıyor.

İşçi temsilciliği seçimlerinde bazı sol yapılar, işçi temsilciliğinin yasal bir organ olması ve zorlukları; kapitalistlerin, saldırılarıyla bu kurumu kolayca baskı altına alarak istediklerini yaptırabilme gerçekliği ve en önemlisi bürokratlaşma tehlikesini gerekçe göstererek işçi temsilciliği seçimlerinden uzak durmakta ve seçimlere katılmamaktadırlar. Öne sürülen bu gerekçeler ne kadar haklı olursa olsunlar, işçilerin nezdinde meşru olan bu kurumları görmezlikten gelmeyi haklı çıkartmaz. Aksine, işçilerin ilgi gösterdikleri bu kurumları sınıf mücadelesinin araçlarına dönüştürmek için, şüphesiz bu kurumlara çok fazla değer biçmeden, bu kurumları sınıf mücadelesinin araçlarına dönüştürmenin yol ve yöntemler geliştirmesini bilmeliyiz.*

Öncelikle bu kurumlar hakkında doğru bir bilgilendirme yaparak, kurum hakkında işçiler arasında var olan geri ve karşılığı olmayan boş hayallere karşı sağlıklı bir mücadele vermeliyiz.

İşyerlerinde taban örgütlenmesine dayanmayan işyeri işçi temsilciliklerinin bir kısım kariyerist ve fırsatçıların eline geçmesinin işçilerin mücadele birliğini bozmanın araçları olduğunu ve olacağını yaşanan deneyler üzerinden işçi arkadaşlarımıza anlatmalıyız. Mücadeleci işçileri aday olarak göstermekle yetinmemeli, onları aday gösteren işçilere karşı sorumlu da tutmalıyız. Düzenli olarak yapılacak olan işçi toplantılarında temsilcilerin yapacağı doğru bilgilendirmeler üzerinden işyerindeki işçi sorunlarını tartışarak, politikalar belirleyerek, bu politikaların hayata geçirilmesi için ortak çabaları devreye sokmalıyız. Kısacası, işçiler arasında yaygın olan “seçtim yapsınlar” kolaycılığına karşı olduğu gibi, adayların bol keseden vaatlerine karşı da her durumda taban örgütlenmesini harekete geçirmesini bilmeliyiz.

Sendikal bürokrasinin iki ayağından biri sendika aygıtına yuvalananlarsa, bir diğer ayağı da işçi temsilciliğidir. İşçi temsilcileri burjuvazi tarafından pek çok ayrıcalıklarla teslim alınmaya çalışılmaktadır. Bazı büyük fabrikalarda, mesela VW, Mercedes vb.lerinde işçi temsilcilikleri öyle aşırı “ücret” almaktadırlar ki, bu kadar yüksek para alanların işçileri savunması zaten eşyanın tabiatına aykırı hale gelmektedir.

Sonuç olarak, bürokratlaşma tehlikesinin panzehri olan taban örgütlenmelerini güçlendirerek, işçi temsilciliğini de denetimi altında tutarak, kolektif kararlar ve mücadelenin sonucu olarak başarılı bir çalışma ortaya koyabiliriz. İşçi temsilciliklerini gerek sendikal bürokrasiye karşı, gerekse kapitalistlerin işçi temsilcilerini kullanma ve teslim almalarına karşı mücadelenin dayanaklarına da dönüştürebiliriz.

Her şeyin biz işçilerin sorunlarımıza bilinçli bir tarzda sahip çıkmamızdan geçtiğini unutmamalıyız.

İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!

Yaşasın işçilerin birliği, hakların kardeşliği!

BİR-KAR İşçi Komisyonu

* İşçi Temsilciliği seçimlerinde sağcı faşist Parti AfD aktif bir katılım sağlayacağını kararlaştırdı. Sendikaların yaptığı araştırmalar, sendika üyesi işçiler arasında AfD gibi faşist partileri destekleyenlerin oranının genel toplumun içerisindekinden daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu araştırmayı da bilen AfD gibi partiler, daha şimdiden çoğu büyük firmalarda adaylarını göstererek, önemli bir kazanım elde etmek istemekteler. Milliyetçi-faşist görüşlerin işçileri daha fazla bölmesini beraberinde getireceği kesindir. Bu sebeple bu partiye ve düşüncelerine karşı kararlı mücadele edilmelidir. Bu koşullarda “İşçilerin Birliği, Hakların Kardeşliği!” sloganının önemi daha da artmaktadır.