Ortadoğu’da emperyalist yıkım

2003’ten itibaren söz konusu ülkelere yapılan emperyalist müdahalenin Ortadoğu’ya çok yönlü felaketlerden başka bir şey getirmediği ve halkların yaşamını cehenneme çevirdiği ortadadır. Ülkeler yakılıp yıkıldı. Bölgenin emekçi ve ezilen halkları etnik, dinsel, mezhepsel, kültürel bölünmüşlükler içinde sonu gelmez boğazlaşmalarla birbirine kırdırtıldı ve halklar arası ilişkiler zehirlendi. Ortadoğu’ya yapılan emperyalist müdahalenin bilançosu korkunçtur ve bu halen de bütün şiddetiyle devam etmektedir.

Emperyalistler arası ilişkilerin gerilmesine, çelişkilerin sertleşmesine neden olan kapitalist sistemin yapısal krizi giderek derinleşmektedir. Bu durum, emperyalist dünyanın iç ilişkilerinde rekabeti kızıştırmakta, nüfuz mücadelelerini keskinleştirmekte, hegemonya bunalımını ağırlaştırmakta, saldırganlık ve savaşlar dizisini yaygınlaştırmaktadır. Nitekim tüm bunlar, günümüz dünyasının artık olağanlaşan olguları olarak öne çıkmış bulunmaktadır.

Sistemin yapısal krizinin temel unsurlarını oluşturan bu olgular, 1990’lı yılların başında yeni bir itilim kazanmış, 2001 yılından itibaren ise bugünkü biçimlerini almıştır. Zira Amerikan emperyalizmi, 2001’de beyninden ve kalbinden vurulmuş olmanın acısı ve kudurganlığıyla dünyayı ateşe vermek üzere yüzyılın savaşını ilan etmiş ve başlatmıştı. Bu, ABD emperyalizminin çıkarları önünde engel oluşturan barikatları yıkmak, rakiplerini henüz zayıf konumdayken geriletmek ve Amerikan hegemonyasını yeniden tesis etmeyi amaçlayan saldırgan ve savaşçı bir politikanın uygulanması demekti. Öncelikli alanı Ortadoğu olan bu politikaya ve bununla amaçlanan hedeflere Afganistan ile başlanmış ve giderek hemen tüm Ortadoğu emperyalist müdahale ve savaşların merkezi haline getirilmiş oldu.

Afganistan, Irak ve Libya’ya karşı doğrudan kendileri, Suriye ve Yemen’e karşı ise yerel işbirlikçi vekilleri aracılığıyla, ama artık buralarda da doğrudan taraf olup yer alarak bu coğrafya tüm emperyalistlerin çullandığı bir av sahası haline getirilmiş durumdadır. Dolaysıyla Ortadoğu, bugünkü konumuyla adeta dünyanın “merkez”i haline gelmiş, emperyalist hegemonya mücadelesinin, saldırganlık ve savaşların sahnesi olarak öne çıkmış bulunuyor.

Ortadoğu’da özellikle Rusya ve ABD emperyalizmi arasındaki hegemonya kavgası ve bugüne kadar vekil güçler üzerinden yürütülen savaş, her aşamada yeni biçimler ve karmaşık görünümler kazanıyor ve giderek emperyalist güçleri doğrudan karşı karşıya getiriyor. Bu, bölgesel bir savaş tehlikesini büyütüyor. Nitekim olaylar da bu yönde seyrediyor. Dolayısıyla toplamında Ortadoğu’nun büyük yıkımlar, acılar ve yangınlar içinde her tarafı kanıyor ve daha beteri yaşanacak gibi görünüyor.

Savaşın pençesinde tükenen Libya, Suriye ve Yemen

11 Eylül saldırısının hemen sonrasında ve Afganistan’ın ardından, 2003’te emperyalist savaş makinasıyla Irak yakılıp yıkıldı, yüz binlerce insan katledildi, milyonlarcası korkunç yıkımlar ve acılarla tanıştı. Libya da aynı emperyalist vahşetin hedefi oldu. Tunus ve Mısır’da başlayan ve öteki ülkeleri de kapsayarak Ortadoğu’yu sarsan ayaklanmalardan Libya da etkilenmiş, rejime karşı başlayan gösteriler, emperyalistlerin kendi hedeflerine ulaşmalarının imkanına dönüştürülmüştü. Kaddafi ABD öncülüğündeki emperyalist haydutlar ve onların vurucu gücü NATO’nun yanı sıra Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye gibi uşaklarının ve gerici güruhların desteğiyle iğrenç bir şekilde linç edilip öldürülerek, rejimi yıkıldı. Ülkenin zenginliklerine el konuldu. Tobruk ve Trablus’ta oluşan iki ayrı hükümetle, ayrı ayrı parlamento ve milis gücüyle ülke fiilen bölündü. Yanı sıra çeşitli emperyalist güçlerin kışkırtıp desteklediği bir dizi gerici akımın birbirini boğazladığı ve bunun bugün de devam ettiği bu ülke, tam bir çökme noktasına ve cihatçı örgütlerin üssü haline gelmiş, halklar birbirinin celladına dönüşmüş ve büyük yıkımlara sürüklenmiş durumda.

Yıllardan beri acılar, yıkımlar ve yoksulluklar içinde kıvranan bir başka ülke de Yemen’dir. Bu yoksul ülke, 2015 yılında batı emperyalizminin desteğinde başlatılan müdahaleyle birlikte kuralsız ve acımasız bir insani yıkımın girdabında acı çekiyor. Acımasız bir emperyalist-gerici savaşın pençesindeki bu ülkede halkın %80’inden fazlasının yeterli gıda, yakıt, içme suyu ve sağlık hizmetlerine ulaşamadığı söyleniyor. BM, ablukanın devam etmesi durumunda büyük bir açlık felaketinin yaşanacağını ileri sürüyor. 16 milyon Yemenli temiz içme suyuna erişme imkanından yoksun durumda. 17 milyon insan yetersiz beslenirken, 6,8 milyon insan açlıkla yüz yüze. 3 milyonu aşkın insan ise mülteci durumuna itilmiş bulunuyor.

Savaşın yol açtığı bu dehşet, ülkedeki yeni gelişmeler nedeniyle derinleşecek gibi görünüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) liderliğindeki emperyalist destekli koalisyonun, Husi militanlarına boyun eğdirmeyi amaçlayan saldırısı giderek şiddetleniyor ve Hudeyde bunun güncel sahnesi haline gelmiş durumda. Zira ülkeye gelen insani yardımların yüzde 70-80’inin Hudeyde limanından girdiği ileri sürülüyor. Dolaysıyla bu kent ağır bombardıman altında tutuluyor. Gıda yetersizliği, kıtlık ve salgın hastalıklarla boğuşan Yemen’de şiddetlenmekte olan savaş, zaten çöküşün eşiğinde bulunan ülkeyi tümüyle viraneye çevirecek.

2011’den beri ağır bir insani yıkım ve vahşet Suriye’de de yaşanıyor. Bilindiği gibi Arap halklarının ayağa kalkışından etkilenen ülkelerden biriydi Suriye. Emperyalistler bunu amaçları için bulunmaz bir fırsata çevirdiler. Neticede Amerika emperyalizminin hedefleri arasında Rusya’nın bölgedeki nüfuz alanını zayıflatmak, İran savaşının önünü açmak, Lübnan’a müdahale ve Hizbullah’ı etkisizleştirme ve siyonist İsrail’in güvenliğini sağlama vb. gibi başlıklar vardı. Bu hedeflere ulaşmak için Esad rejiminin devrilmesi amaçlanıyordu. Bunun için başta Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar olmak üzere bölgedeki işbirlikçi uşak devletlerle beraber her türden cihatçı çeteler ve katiller güruhu harekete geçirildi. Bunun sonucu olarak Suriye’de yüz binlerce insan yaşamını yitirdi, milyonlarcası yerinden yurdundan oldu, milyonlarcası büyük bir perişanlık içine itildi. Kentler, kasabalar, köyler yerle bir edildi.

Bütün bunların baş sorumlusu olan ABD emperyalizmi, uşakları aracılığıyla umduğu sonuca ulaşamayınca, kurduğu saldırgan koalisyonla 2014’ten itibaren sahneye bizzat kendisi çıkmak zorunda kaldı. Bunun içinse bizzat kendilerinin yaratıp kışkırttıkları, her şekilde destekledikleri ve giderek kontrol edilemez büyük bir güç haline gelmesine sebep oldukları IŞİD bahanesi öne çıkarıldı. 2015 yılında Rusya’nın Suriye rejiminin yanında doğrudan savaşa katılmasıyla bu adım da sekteye uğradı. Dengeler değişti ve hesapları altüst etti. Bunun da faturasını bir kez daha Suriye halkları ödemek zorunda kaldı. Zira ABD ve Rusya için söz konusu olan, Suriye’nin ve Suriye halkının akıbeti değil, emperyalist çıkarlardır. Bu çıkarlar uğruna dünyadaki yeni nüfuz mücadeleleri ve paylaşım kavgasıdır.

Emperyalist güçler bölgesel dayanakları üzerinden, birkaç on yıldır bu petrol zengini ve jeo-stratejik önemi olan bölgeyi boyunduruk altına alarak yağmalamak, dünya egemenlik ve paylaşım kavgasında bu coğrafyayı bir üs olarak kullanmak için vekiller aracılığıyla ve giderek de doğrudan kendileri müdahil olarak aralıksız bir savaş sürdürüyorlar. Afganistan, Irak, Libya, Yemen, Suriye savaşları ve İran’a müdahale çabaları, Filistin ve Kürdistan halkının acıları, emperyalist çıkarların kaçınılmaz sonuçlarıdır ve denebilir ki yaşanabilecek daha büyük yangın ve yıkımların ilk aşamalarıdır.

2003’ten itibaren söz konusu ülkelere yapılan emperyalist müdahalenin Ortadoğu’ya çok yönlü felaketlerden başka bir şey getirmediği ve halkların yaşamını cehenneme çevirdiği ortadadır. Ülkeler yakılıp yıkıldı. Bölgenin emekçi ve ezilen halkları etnik, dinsel, mezhepsel, kültürel bölünmüşlükler içinde sonu gelmez boğazlaşmalarla birbirine kırdırtıldı ve halklar arası ilişkiler zehirlendi. Halkları diktatörlüklerden ve diktatörlerden kurtarmak, demokrasi ve adaleti sağlamak adına Ortadoğu’ya yapılan emperyalist müdahalenin bilançosu korkunçtur ve bu halen de bütün şiddetiyle devam etmektedir.

Emperyalist müdahale, saldırganlık ve savaşların dünya çapında tırmanışa geçtiği tarihsel bir evrenin içindeyiz ve bu yöndeki gelişmelerin Ortadoğu’da daha da yakıcı, yıkıcı ve kanlı bir boyut kazanacağı, olayların akışıyla açığa çıkmış bulunuyor. Emperyalistler arasındaki rekabet, hegemonya ve paylaşım mücadelesi Ortadoğu’da giderek yoğunlaşmaktadır. Irak, Libya, Suriye ve Yemen’in ardından fırsatı ve koşulları yakalandığında İran da muhtemelen bu labirentin içine çekilecektir.

Dünyanın her tarafında olduğu gibi Ortadoğu’da da yürütülmekte olan savaşlar, emperyalist amaçlara dayalı gerici, haksız ve barbarca savaşlardır. Temel amaç emperyalist nüfuz mücadelelerinde ve dünyanın yeniden paylaşılmasında üstünlükler elde etmektir. Fakat emperyalist şeflerin bunu “uygarlık”, “özgürlük”, “adalet”, “barış” vs. uğruna ve halklara refah sağlamak adına sürdürdükleri gibi arsız argümanlarla gerekçelendirdikleri biliniyor. Oysa çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun ve barbarlığın temsilcisi olan emperyalizmin ve işbirlikçiler takımının özgürlüğü, adaleti, barışı ve refahı bir hayal haline getirdiğini, bizzat Ortadoğu’daki gelişmeler ve ülkelerdeki dehşetli yıkımlar ve katliamlar yeterli açıklıkla göstermektedir.