“Tabandan örgütlenen devrim bakışı nerede?”

13 Ocak 2018'de Almanya’da her sene yapılan Rosa-Luxemburg-Konferansında sahne bir süreliğine İran marksistleri tarafından işgal edilmişti. Bunun ardından SAV (Sosyalist Alternatif) örgütünü temsil eden Katharina Doll, İranlı marksist Mina Khani ile bir röportaj gerçekleştirdi. Klassegegenklasse.org sayfasından çevirdiğimiz röportajı okurlarımıza sunuyoruz.

-Bazı solcular, İran’daki mevcut protestoların işçi sınıfı tarafından nasıl karşılandığı sorusunu gündeme getirmektedir. İran’daki işçi hareketi ne durumda? Şu anki protestolarda sendikalar nasıl bir rol oynamaktadır?

-Öncelikle bu soruyu gündeme getiren ve aktif olarak cevap arayan sol örgütlere teşekkür etmek zorundayım, çünkü bu gerçekten önemli bir konudur. Dürüst olmak gerekirse, kolay cevaplanabilecek bir soru değildir, çünkü İran’daki siyasi durum oldukça karmaşıktır.

Protesto gösterilerinde kesinlikle gördüğümüz temel sorunlar şunlardı: Yoksulluk, yüksek orandaki işsizlik, ödenmeyen işçi ücretleri ve devletin yolsuzluğu. Ama en önemli nokta, protestocuların bu sorunlar ve siyasi güç sorunu arasındaki bağlantıyı görmesiydi.

İran’da baskı altında yaşayan mevcut işçi hareketi bu konuları gün ışığına çıkarmak açısından önemli bir rol oynadı. Bağımsızlıklarını korumak için veya işçilerin zor çalışma koşullarına karşı mücadele veren birkaç sendika, son aylarda sürekli olarak grevlere çağrı yapmış, ayrıca baskılara ve tutuklu işçilerin serbest bırakılmasına yönelik taleplerde bulunmuştur.

Geçen yazdan bu yana çeşitli fabrikalarda ücret ve emekli maaşları için bir grev dalgası yaşandı. Diğer dallar bir yana, ülkenin en büyük şeker fabrikası Haft Tapeh’de işçiler bu greve katıldı. Bugün yine Haft Tapeh işçileri, üç aydan beri maaşları ödenmediği için, süresiz bir grev başlattı. İşçiler, ücretler konusundaki ve herkese sabit sözleşme taleplerinin yerine getirilmemesi durumunda fabrikayı işgal edip, kendileri yöneteceklerini açıkladılar. Bağımsız sendikalara yönelik büyük baskıya rağmen, bu İran’da bir sosyalist işçi hareketinin de var olduğunu gösteriyor.

 

-Protestolar İran rejimine yöneliktir. Rejim mücadele eden işçi hareketiyle nasıl başa çıkmaktadır? Sendikal hareketle ilişkiniz nasıl?

Bana göre, bu protestolar rejimin içinde ve dışındaki reformist güçlerden bir kopuştur. Dolayısıyla yalnızca dini lidere değil, tüm sisteme karşı bir direniştir. Protesto esnasında sık sık atılan ve bunu daha belirgin hale getiren bir slogan vardı: “Muhafazakarlar, reformistler, zamanınız bitti!”

İşçi hareketi, devlet baskılarına maruz kaldığı bu zor şartlarda hem kendi kurtuluşu, hem de işçileri örgütlemek için direnmektedir. Bağımsız sendikalara ve işçi birliklerine hak yoktur. Takdire değer olan, tüm bunlara rağmen direnmeye devam etmeleri, grevler düzenlemeleri, tutuklu olan işçi arkadaşlarının serbest bırakılması ve örgütlü oldukları için, yani siyasi nedenden işten çıkartılan işçiler için mücadele etmeleri.

 

-Cumartesi günü Berlin'de düzenlenen Rosa-Luxemburg-Konferansı'nın sahnesini işgal ettiniz. Eleştiriniz neyle ilgili?

Eylem grubu olarak tutumumuzu ortak bir şekilde yorumlayacağız. Şimdi söyleyeceklerim öncelikle kişisel görüşümdür. Özellikle Almanya gibi emperyalist ülkelerdeki yanlış ama normalleşmiş olan anti-emperyalizm anlayışını sıkıntılı buluyorum. Bu anti-emperyalizm anlayışı Yakın ve Orta Doğu’daki gerici rejimleri bile yol açıyor. Üstelik bu rejimler sözde Amerika’ya karşı yine başka emperyalist güçlerle işbirliği yapıyorlar. Bu anlayış, hangi sol örgütün propagandası olursa olsun, ben protesto ederim.

Şahsen, bu eylemin meşruluğundan emindim, çünkü örneğin, sol Junge Welt gazetesinin üç makalesinde sadece İran rejiminin propagandasını görebildim. Kendimi tutarlı bir anti-emperyalist olarak görüyorum ve bu tür yaklaşımların solda gerçek bir anti-emperyalizm yerine, yalnızca rejim değişikliği yolunun yayılmasına hizmet ettiğini düşünüyorum.

Burada bahsettiğim de ahlakla ilgili değil. Junge Welt’in, Almanya’da anti-emperyalistlerin bir platformu olarak, İran’daki protestoları önemsiz ilan etmesi bir yana, yapılan tartışma yanlıştır. Tartışmada ya savaş, yaptırım ve rejim değişikliği politikası ya da üçüncü dünyanın neoliberal diktatörlükleriyle işbirliği seçenek olarak sunulmaktadır. Bu tür organlarda tabanda örgütlenen devrim vizyonu nerededir? Ezilenlerle dayanışma nerede?

Platform olarak büyük bir önem taşıyan Junge Welt, hapishanelerde katledilen eylemcilerin sayısı hakkında bir söz bile etmedi. İran rejiminin kendi resmi rakamlarına uymayan tek bir haber bile yoktu. İran rejiminin kendi propagandasını yapmak için tribünü yok mu? Sadece İran rejiminden ve onun en gerici muhalefetinden (örneğin, bu durumda Halkın Mücahitleri) bilgi aktarmak sol gazetecilik midir gerçekten? “Bu siyasetin arkasında ne var?” diye soruyorum kendime. Anti-emperyalistlerin görevi ezilenlerin tarafında yer almak değil midir?

İran'ın sözde anti-emperyalizmi ile, doğru sorular soran gerçek anti-emperyalizm arasında bir fark olması lazım. İran rejimi, anti-emperyalizm kılığında 1979 devriminden sonra devrimde önemli bir rol oynayan birçok marksisti öldürdü, tek güçlü kuvvet olarak ayakta kalmak için. İranlı devrimci marksistler olarak bu konu hakkında sesimizi çıkarmayalım mı?

İşte bu nedenle, Rosa-Luxemburg-Konferansı’nın sahnesini 20 dakika boyunca işgal ettik.

 

-Konuşmanız sırasında "düşmanımın düşmanı arkadaşımdır" tavrını burjuva pragmatizmi olarak eleştirdiniz. Bununla ne ifade etmek istiyorsunuz?

Bu mantığa göre İran solu da Filistin’le dayanışmaya son verebilir, çünkü düşmanımız olan İran rejimi sözde Filistin’le dayanışma içerisinde olduğunu söylüyor. Fakat hayır, devrimci politika böyle bakamaz. Düşmanlarımız bazı haklı mücadeleleri istismar ederek kendileri için kullanabilirler, ama bizim yine de doğru tarafta durmamız lazım. Amerika Birleşik Devletleri İran rejimini düşman görüyor diye, bu bizi İran rejiminin dostu yapmaz. Zira İran rejiminin politikalarından dolayı bütün işçiler, ezilenler, göçmenler, kadınlar, sömürgeler ve yarı sömürgeler zulüm görmektedir. Burjuva pragmatizmiyle bunu kastediyoruz, bu tutum kaçınılmaz olarak, ezilenlerin tarafını terk edip şurada ya da burada ezenlerin tarafına geçmek sonucuna yol açıyor.

 

-Eleştirileriniz, İran'da rejim değişimini desteklediğinizi ve bu sayede muhtemelen İran'daki yabancı emperyalizmini güçlendirdiğinizi iddia ediyorlar. Bu yorum hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu gerçekten saçma. Kendimizi devrimci marksistler olarak tanıttık ve konuşmalarımızda emperyalizme karşı olduğumuzu ifade ettik. Boş, haksız iddialara cevap vermeye gerek bile yok.

 

-Açıklamalarınız, ortaya koyduğunuz noktalar hakkında solda bir tartışmaya ihtiyaç olduğunu öne sürüyor. Öğretici sonuçlara ulaşmak için bu tartışmayı nasıl sürdürebiliriz?

Sanırım emperyalizmle ne demek istendiğini ve devrimci, anti-emperyalist bir politikanın nasıl olması gerektiğini aydınlatmak, belki en uygun ilk adımdır. Bu tartışma mutlaka tüm anti-emperyalist solculara faydalı olacaktır. Dünyada hangi emperyalist bloklar var? Birbirleriyle ne gibi ilişkileri var? Bölgesel güçlerle olan ilişkileri nasıldır? Bu emperyalist güçler arasında ne tür bölünmeler var? Ve anti-emperyalist sol örgütlerin enternasyonalist politikası nasıl olmalıdır? Bu soruları anti-emperyalistler olarak tartışmaya kalkışırsak, şüphesiz bir ilerleme yaşarız.

 

-Son olarak, Alman solu İran'daki protestolar hakkında nasıl bir tutum almalı?

İlk olarak bu ayaklanmaları tetikleyen şeyin tam olarak ne olduğunu görmek için bir kez daha bakmak, belki bizi daha ileri götürecektir. İran'ın AB ile imzaladığı nükleer anlaşmasından sonra İran'da neoliberal politikalarla daha fazla karşı karşıya kaldık. Daha fazla özelleştirme, daha fazla işsizlik ve daha fazla baskı... Yoksullar daha da yoksullaşıyor ve zenginler her gün daha fazla zenginleşiyor. Tutarlı marksistler böyle bir şeyi nasıl gözden kaçırırlar? Şahsen, tüm protestoculardan dayanışma açıklaması beklemiyorum! Ekonomik-politik analizler bekliyorum! Bunu talep etmek fazla mı?

Kaynak: Klassengegenklasse.org
Çeviri: Kızıl Bayrak çeviri kolektifi