Bu düzen “Senle yıkılır!”

Toplumun büyük kesimi bir çıkış yolu ararken, seçimleri, sandıkları ve burjuva parlamentolarını çözüm olarak gösterenler bizleri yine aynı hayaller ile oyalıyorlar. Yaşamın özneleri olan bizleriz. Bu düzen bizle değişir, ancak parlamenter hayallere verilen bir oyla gelebilecek değişim kalıcı olmayacak ve bizim taleplerimizi karşılamayacaktır

Seçim süreci başladığından bu yana gençliğe yönelik bol vaatler sıralayan partilerden biri, toplumsal muhalefetin büyük bir kısmının desteğini de alan HDP’dir. Bir toplantıda okunan “Gençlik Meclisleri Seçim Bildirgesi”nde belli başlıklar altında gençliğin sorunlarına dair çözümler sunuluyor. Burada yalnızca en çarpıcı birkaç tanesini incelemek dahi “çözümler” konusunda bir fikir verecektir.

Bildirge, “Parasız bilimsel, anadilde, cinsiyet eşitlikçi eğitim” başlığı altında gençliğin “söz, yetki, karar” sahibi olacağı özgür bir yaşamdan bahsediyor. Kuşkusuz gençlik özgür bir yaşamı ve geleceği hayal ediyor. Ancak bu düzen sınırları içinde kalındıkça, gençliğin “söz, yetki, karar” hakkını kullanabilmesi mümkün gözükmüyor. Zira bu düzende başta eğitim olmak üzere gençliğin tüm hakları ve geleceği sermayenin ihtiyaçlarına, yani sermayenin sözüne ve kararına göre belirleniyor. Yine parasız, bilimsel, anadilde ve eşitlikçi bir eğitim bu düzenin sınırlarını fazlasıyla aşıyor. Çünkü bu düzende eğitim sermayenin ihtiyaçları çerçevesinde gittikçe ticarileşen bir yatırım alanı haline gelmiş bulunuyor. Sermayenin genel eğilimi ne ise, yani ihtiyacı ne ise buna uygun eğitim modelleri belirleniyor. Aynı zamanda HDP’nin işaret ettiği kültürel çözümlerin uygulanabilmesi parlamento sınırlarını aşan bir mücadeleden ve kalıcı hale gelebilmeleri toplumsal devrimden geçiyor. Zira belli başlı yasal düzenlemelerle, bu sınırlarda “reformlarla” verilecek birçok hak, tıpkı daha önce olduğu gibi, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda bir çırpıda geri de alınabiliyor.

Ayrıca seçim bildirgesinde YÖK’ün kalkacağı, öğrencilerin barınma, ulaşım ve geçinme gibi bir dizi sorununa çözüm getirileceği söyleniyor. YÖK’ün bugün üniversitelerde sermayenin bir kalesi ve baskı aracı olduğunu biliyoruz. Kuşkusuz YÖK ismen kaldırılabilir. Ancak sermayenin üniversitelerdeki egemenliğini sürdürecek bir kuruluş ve yöntem illa ki geliştirilecektir.

HDP’nin üniversitelere dair politikasını en iyi özetleyen maddelerden birinde ise şöyle deniliyor: “Kapitalizmin üniversiteleri kâr merkezleri haline getirmesine karşın, insan toplum ve doğa yararına, halk için bilimsel üretim modelini benimseyeceğiz.” Seçim bildirgesindeki en çarpıcı ve kendi ile çelişen vaatlerden biri, kuşkusuz kapitalizmin üniversiteleri getirdiği hali tanımlayan ve çözümünün de mantıken kapitalizmin hizmetindeki bir parlamentoda sağlanacağını varsayan bu cümlede yer almaktadır. İnsan ve doğa yararına, halk için bilimsel bir eğitim ve üretim modeli ile kapitalizmin yan yana gelmesi boş bir hayalden başka ne olabilir ki?

Diğer bir başlıkta, erkek egemenliğinin, yani ataerkil düzenin tüm biçimleriyle okulda, sokakta, iş yaşamında mücadele edeceklerini vurguluyorlar. Bu mücadele elbette ki önemlidir. Ancak kadınların yaşadığı bugünkü sorunların kaynağının çok eskiye dayandığı da unutulmamalıdır. Sınıflı toplumların ortaya çıkışından bu yana kadın sorunu varlığını koruyor. Böylesine köklü bir sorun, ancak parlamento ile getirilecek yasal düzenlemelerin çok çok ötesinde bir mücadeleyle, toplumsal altüst oluşla çözüme kavuşabilir. Kuşkusuz bu düzenin sınırları içinde ve onun araçları kullanılarak da verilmesi gereken bir mücadeledir kadın sömürüsünün, ezilmişliğinin ortadan kaldırılması. Ancak sorunun kaynağı gibi çözümü de köklü bir değişikliktedir, bu düzenin sınırlarını aşmaktadır.

HDP “senle değişir” diye toplumun tüm kesimlerine olduğu gibi gençliğe de parlamenter çözüm çağrısı yapıyor. Kuşkusuz vaatlerinin büyük bir kısmı diğer düzen partilerine göre daha ileridir. Ancak bu bir şeyi çözmüyor. Sorunun özü söz konusu ileri vaatlerin gerçekleştirilmesinin ve kalıcılaştırmasının yol, yöntem ve araçlarında düğümleniyor.

Yakın yıllarda Yunanistan ve İspanya’da HDP’nin kardeş saydığı veya örnek alıp selamladığı Syriza ve Podemos’un akıbetleri orta yerde duruyor. Toplumsal hoşnutsuzluğun, sınıf ve emekçi kitle hareketi dalgasının üzerinden seçimlerde büyük başarı yakalayan, “iktidar” veya “iktidara ortak” olan bu partiler vaatlerini bir yana bıraktılar. Çünkü sorunlara karşı çözüm olarak gösterdikleri ve mücadeleyi sıkıştırdıkları “parlamentolar” bu düzenin, yani burjuvazinin egemen olduğu, kapitalizmin yürütücüsü olan parlamentolardır. Söz konusu iki ülkede son sözü burjuvazi adına Troyka (Avrupa Birliği-Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu) söyledi. Yunanistan’da Syriza Avrupa Birliği’nin yıkım yasalarını, Yunanistanlı işçi ve emekçilerinin yaşadığı sömürüyü arttıran kemer sıkma politikalarını bir çırpıda gerçekleştirdi.

Elbette burjuva parlamenter düzende zaman zaman belli değişiklikler olabiliyor. Ancak bu değişiklikler sermayenin çıkarları doğrultusunda bir hamlede geri alınabiliyor. 7 Haziran 2015’te sandıklar ve seçim tüm topluma adeta zafer ve devrim gibi algılatılmıştı. Bir adım sonrasında onlarca katliam yaşadık. Baskı ve zorbalık durmaksızın arttı. 7 Haziran’ın “parlak tablosu” bir çırpıda yok edildi.

Toplumun büyük kesimi bir çıkış yolu ararken, seçimleri, sandıkları ve burjuva parlamentolarını çözüm olarak gösterenler bizleri yine aynı hayaller ile oyalıyorlar. Yaşamın özneleri olan bizleriz. Bu düzen bizle değişir, ancak parlamenter hayallere verilen bir oyla gelebilecek değişim kalıcı olmayacak ve bizim taleplerimizi karşılamayacaktır. Bu düzen temelinden çürümüş, yıkılmaya mahkum bir düzendir. Bizlere koyu bir karanlık ve geleceksizlik vaat etmektedir. Bu yüzden bizler için düzenin değişmesi değil, yıkılması gerekir. Okullarda, semtlerde, sokaklarda, kısacası yaşamımızın her alanında örgütlülüğümüzü arttırıp, bu düzene karşı mücadele edeceğiz.

Bizler gençlik olarak seçimimizi çoktan yaptık: Düzene karşı devrim!

İstanbul’dan bir DGB’li