Emperyalistler ve işbirlikçileri yenilecek, direnen halklar kazanacak!

Efrîn’e yönelik işgal hareketi ne hukuksal ne ahlaki açıdan meşrudur. “Teröre karşı savaş” iddiası ise kaba bir riyakarlıktan ibarettir. Savaş uçaklarıyla, tanklarla, bombalarla, cihatçı çetelerle “zeytin dalı” uzatıldığı iddiası, 1.5 milyon insanın katledilmesine yol açan ABD işgalinin “Irak’a özgürlük götürmek” için yapıldığını söylemekle eş anlamlıdır.

Emperyalist/siyonist güçlerle işbirlikçilerinin Suriye’ye karşı başlattığı savaş 8. yılına girmek üzere. Türkiye burjuvazisinin işgalci/yayılmacı heveslerinin temsilcisi olan dinci gerici AKP iktidarı, ilk günden beri bu yıkıcı savaşın suç ortaklarından biri oldu. Cihatçı teröre yaslanarak hedefe ulaşma beklentileri boşa düşünce, iktidar, tetikçilerini “kalkan” yapıp doğrudan savaşa girmek zorunda kaldı. Geçen yıl Cerablus, Azez, El Bab bölgelerini işgal eden Türk devletinin yeni hedefi Efrîn’i de işgal etmektir. 

1939 yılında Antakya’yı ilhak edenlerin torunları bir kez daha Suriye topraklarına göz diktiler. Suriye’nin yakılıp yıkılmasında uğursuz bir rol oynayan AKP iktidarı, bu komşu ülkenin zor durumda olmasını fırsat bilerek yeni bir toprak parçasını ilhak etme histerisine kapılmış görünüyor. Efrîn’i işgal ederek Cerablus-Azez-El Bab hattını cihatçı çetelerin kontrolü altındaki İdlib’le birleştirmek istiyorlar.

Savaşı tırmandırıyorlar!

Kirli seçim hesapları, Kürt halkına düşmanlık ve şovenist histeri tarafından motive edilen işgal saldırısı son günlerde daha bir tırmandırılıyor. Asker kayıplarının artmasını bahane eden Erdoğan AKP’si ile onun güdümündeki Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), özel savaş birliklerini bölgeye sevk ettiler. Hava saldırılarını da yoğunlaştıran TSK’nın köyleri, kasabaları bombaladığı, sivilleri hedef aldığı, ölenler arasında çok sayıda kadın, çocuk ve yaşlının bulunduğu bildiriliyor. Savaş borazanlığı yapan sermayenin dinci medyası gizlemeye çalışsa da, bölgeden görüntülü haberler yayınlayan Kürt ve Arap kanalları, saldırının sivil halk için yarattığı yıkıcı etkileri gözler önüne seriyor. İşgal hareketinin ‘kent savaşları’ aşamasına varması durumunda ise, sivil kayıpların dramatik bir şekilde artması kaçınılmaz olacaktır.  

Kapitalist sınıfların işgalci/yayılmacı heveslerinin temsilcisi olan AKP iktidarı, gayrı meşru saldırısının “teröre karşı savaş” olduğunu iddia ediyor. Bu demagoji yayılmacı emelleri gizlemeye yetmiyor ki, son günlerde “cihad” safsatasını da piyasaya sürdüler. İktidarın beslemeleri olan bazı “din adamı” kılıklı meczuplar, Suriye topraklarını işgal etmenin “cihad” olduğunu vaaz etmeye başladılar. Kürtler başta olmak üzere komşu halkların tepesine bomba yağdıranlar, şovenizm ve din üzerinden yürüttükleri psikolojik savaşla işçi sınıfı ve emekçileri zehirleyip işgal destekçisi yapmak istiyorlar.   

BM kararını tanımıyorlar

BM Güvenlik Konseyi, 2401 sayılı kararıyla Suriye’de bir aylık ateşkes ilan etti. BM kararı sadece IŞİD, El Nusra gibi dinci çetelere karşı savaşı kapsamıyor. Buna göre Türk devletinin Efrîn’i hedef alan saldırısının da durdurulması gerekiyor. Oysa bu yönde yapılan çağrılara rağmen AKP iktidarı, saldırıyı durdurmak bir yana savaşı daha da tırmandırıyor. İktidarın bu pervasızlığı, Güvenlik Konseyi (GK) üyelerinin tutumundan kaynaklanıyor. Zira Efrîn’i hedef alan saldırıya açıktan destek vermeseler de, GK üyelerinin tepkisi ateşkesin uygulanmasına yönelik temenninin ötesine geçmiyor.

Bölgesel savaş riski artıyor

ABD-İsrail ikilisi ile AB emperyalistleri, Suriye’ye karşı savaşın bitmesini engelleyen politikada ısrar ediyor. Doğu Guta üzerinden iğrenç bir kampanya başlatan emperyalistler, dinci tetikçilerini korumaya çalışıyorlar. Zira Doğu Guta’nın cihatçılardan arındırılması için başlatılan operasyondan rahatsızlar. “Siviller katlediliyor”, “hastaneler bombalanıyor”, “kimyasal silah kullanılıyor” gibi demagojilerle medya savaşını doruğa çıkardılar. Saldırganlık İsrail’in korunması, Suriye’nin bölünmesi, bu ülkenin enerji kaynaklarının yağmalanması gibi gündemlerle de pekiştiriliyor. Bu gelişmeler üzerine Rusya’nın tutumunu sertleştirmesi, bölgedeki gerilimin tırmanmaya devam edeceğine işaret ediyor. 

Bu koşullarda devam eden Efrîn’e yönelik işgal hareketi sorunu daha da karmaşık hale getiriyor, olası bir bölgesel savaş yangınını körüklüyor. Zira AKP iktidarının işgalci/yayılmacı politikası ABD ile Körfez şeyhlerinin saldırganlığıyla tamamlanıyor. Rojava konusunda ABD ile anlaşamasalar da, Suriye’ye karşı savaşta halen aynı saftalar. Her ikisi de saldırgan her ikisi de işgalci konumdadır. Bu yayılmacı politika hem Suriye’ye karşı savaşın bitirilmesini engelliyor hem bölgesel savaş tehlikesini arttırıyor.  

İşgale karşı direniş meşrudur!

Efrîn’e yönelik işgal hareketi ne hukuksal ne ahlaki açıdan meşrudur. “Teröre karşı savaş” iddiası ise kaba bir riyakarlıktan ibarettir. Savaş uçaklarıyla, tanklarla, bombalarla, cihatçı çetelerle “zeytin dalı” uzatıldığı iddiası, 1.5 milyon insanın katledilmesine yol açan ABD işgalinin “Irak’a özgürlük götürmek” için yapıldığını söylemekle eş anlamlıdır.

Cihatçı çeteleri önüne katarak saldırıya geçen NATO’nun ikinci büyük ordusunun kayda değer bir askeri başarıya ulaşamaması, güçler dengesindeki uçuruma rağmen, Efrîn halkının işgal hareketine karşı kararlı bir direniş gösterdiğini kanıtlıyor.

Evet, işgal saldırıları halklar için yıkıcı sonuçlar yaratıyor. Ancak olayın farklı bir boyutu da var; o da halkların işgalci güçlere karşı direnişinin meşru, haklı ve güçlü olduğudur. Bundan dolayı bu işgal saldırısı bir dönem için hedefine ulaşsa bile, Kürtler başta olmak üzere Efrîn’de yaşayan halkların bunu kabul etmesi mümkün olmayacaktır. Deneyimlerle kanıtlanmıştır ki, en azgın işgalci güçler bile, halkların direnişi karşısında hezimete uğramaktan kurtulamamışlardır.