Gazi Direnişi 23. yılında

O günlerden bugünlere hâlâ aynı ağıtlar yükseliyor anaların yüreğinden. Yeni katliamlara, yeni acılara tanık oluyoruz. Aktörler ve piyonlar her dönem farklı olsa da ‘90’lı yıllardan bugünlere devletin katliamcı kimliğinde bir değişiklik yok. Elbette emekçilerin, devrimci ve ilerici güçlerin direnme kararlılığında da...

Gazi Katliamı ve direnişinin üzerinden 23 yıl geçti. Devlet eliyle gerçekleştirilen katliamda Gazi’de 17, Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde ise 5 kişi yaşamını yitirirken 300’ün üzerinde kişi de yaralandı.

Katliam adım adım planlandı!

Katliamın fitili yine bir devlet klasiği olarak kontra-güçler tarafından ateşlendi. İsmet Paşa Caddesi’nde bulunan ve Alevilere ait kahvehanelerden Yavuz, Doğu ve Dostlar isimli kahvehaneler 12 Mart günü kontra-güçler tarafından tarandı. Açılan ateş sonucu Doğu Kahvehanesi’nde Alevi dedesi Halil Kaya yaşamını yitirdi. Kahvehaneleri tarayan eli kanlı faşistler gasp ettikleri taksinin şoförünü öldürüp, alandan uzaklaştılar. Alevi dedesinin ölümü ve kahvehanelerin taranması büyük bir öfkeyle karşılandı. Gazili emekçiler hesap sormak için sokağa çıktı. Katliamda oğlunu yitiren ve o günlere tanık olan Mahmut Engin o akşam ve ertesi gün yaşananları şöyle dile getirdi: “Televizyonda, Alevi dedenin öldürüldüğüne dair altyazı geçti. Bunu duyan herkes olay yerine akın etti. Buraya toplanan kitle, dedenin öldürülmesine ilişkin protestolar yaptı ve dağıldı. İnsanların dağıldığı sırada polis panzerinden halk tarandı. Burada Mehmet Gündüz polis kurşunuyla öldürüldü ve olaylar bundan sonra başladı.”  Mehmet Gündüz’ün katledilmesi halk tarafından protesto edilecek ve bu seferki hedef katillerin ini olan karakol olacaktı. Kitlenin karakola yaklaşmasıyla birlikte polisler bir kez daha ateş açacak ve burada da 5 kişi yaşamını yitirecekti. Bu olayla birlikte Gazi mahallesi bir katliama, diğer yandan da muazzam bir direnişe tanık olacaktı. Devlet polisi, askeri, sivil faşistleriyle mahalleyi abluka altına alacak, sokağa çıkma yasağı ilan edecekti. Tüm bu baskılar karşısında emekçilerin öfkesi dinmedi aksine daha da alevlendi. Ağır silahlara, panzerlere karşı emekçiler ve devrimciler tarafından sokak sokak direniş örgütlendi. Panzerlere taşlarla karşı koyuldu, sokakların her birinden ayrı bir barikat yükseldi. 14 Mart’a gelindiğinde emekçiler devlete 4 maddeden oluşan taleplerini ilettiler. Cenazelerin teslim edilmesi, sokağa çıkma yasağının kaldırılması, asker ve polisin mahalleden çekilmesi ve gözaltına alınanların serbest bırakılmasıydı bu talepler. Elbette talepler devlet tarafından ret cevabıyla karşılandı. Gazili emekçiler ise talepleri karşılanıncaya kadar sokağı terk etmemekte kararlıydı. Üstelik yalnızca burada değil, Gazi’de yakılan direniş ateşi ülkenin başka semtlerine de sıçradı. Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde sokağa çıkan kitlenin üzerine ateş açıldı ve burada da 5 kişi katledildi. Yine Ankara’da sokağa çıkanlara yönelik polis saldırısında 36 kişi yaralandı. Gazi’deki bu 3 günlük direnişin ardından katil devlet kana doymadığını gösterecekti. Aynı günlerde direnişe etkin olarak katılan Hasan Ocak polisler tarafından kaçırıldı ve işkencede katledildi.

Dava süreci: Yargılama değil aklama

Gazi’de yaşananlar planlı ve sistematik bir devlet katliamıydı, yargılama da ona göre olacaktı. Dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Müdürü Necdet Menzir, “Polis ateş etmedi” diyen İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Başbakan Tansu Çiller, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar hakkında takipsizlik kararı verildi. Birçoğu ise sonradan milletvekili olarak ödüllendirildiler. “Polis ateş etmedi” diyen İçişleri Bakanı’na cevap otopsi raporları tarafından verilecek, 17 kişiden 7’sinin polis kurşunuyla katledildiği doğrulanacaktı. Bunun üzerine 20 polis hakkında “müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek” suçundan dava açıldı. Mahkeme “güvenlik” gerekçesiyle 3 şehir değiştirdi. Dava sonucunda 18 polis beraat ederken, 2 polis hakkında ceza verildi. Ceza alan polisler de davadan kısa bir süre sonra polisliğe geri döndüler.

Devletin katliamcı geleneği!

Gazi Katliamı da Çorum, Maraş, Sivas, Bahçelievler gibi devletin resmi ve gayrı-resmi tetikçileri eliyle gerçekleştirildi. Özellikle ‘90’lı yıllar büyüyen kitle hareketliliği karşısında devletin her türlü kirli icraatına tanık olunan yıllar oldu. Susurluk ile ortaya saçılan bürokrasi-çete-polis arasındaki kirli işbirliğiyle Kürt-Alevi emekçilere yönelik katliam ve sayısız “faili meçhul” cinayet işlendi. ‘96 Newroz’unda katledilen onlarca Kürt emekçi, Sivas’ta diri diri yakılarak katledilen Alevi emekçiler, Kürt halkının zihnine ölüm ve işkence olarak kodlanan Beyaz Toros’larla kaçırılıp katledilen yüzlerce Kürt emekçi, Gazi’de katledilenler... Bunlar devletin kirli icraatlarının birer örneği. O günlerden bugünlere hâlâ aynı ağıtlar yükseliyor anaların yüreğinden. Yeni katliamlara, yeni acılara tanık oluyoruz. Aktörler ve piyonlar her dönem farklı olsa da ‘90’lı yıllardan bugünlere devletin katliamcı kimliğinde bir değişiklik yok. Elbette emekçilerin, devrimci ve ilerici güçlerin direnme kararlılığında da...

D. Yalım