Geçmişin umudu üreten deneyimlerini anı olmaktan çıkarmalıyız!

Hanım abla, İsmail baba, Güzel, Gülmez, Hanife anaların temiz bir yürekle, hesapsız ve amasız hesap sorma temelinde de olsa mücadele içinde olmalarının ne denli geliştirici olduğunu gösteriyor deneyimler. Bugün hâlâ umudu diri tutmaktan vazgeçmiyorlar.

İHD Genel Kurulu’ndan Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifinin eylemine gittik. Eyleme Hanife ana da geldi. Eylemden önce Ankara’dan bize göre oldukça genç bir arkadaş hayıflanıyordu, “Cumartesi analarının eylemine katılmayı, onlarla tanışmayı çok istiyordum. İşim vardı katılamadım.”

Ben genç arkadaşa Cumartesi Anneleri’nden Hanife ananın bizimle geldiğini söyledim. Genç arkadaşın gözleri parladı. Hanife anayı ona gösterdim. Tanıştırdığımda Hanife anaya öyle güçlü sarıldı ki, mutluluğu dışarıdan fark edilebiliyordu.

Ertesi gün genel kurulun yapıldığı salonda Hanım ablayla tanıştırdığımda yine aynı mutlulukla doluydu.

Hayatının en önemli tanıştırmalarını yaptığım için bana teşekkür etti.

Bu bir anı ama ben deneyim olarak anlattım. Muhtemelen o genç arkadaşın yaşından büyük 23 yıllık bir deneyimi anlattım. Çünkü aslında genç arkadaş Hanife anaya, Hanım ablaya sarılırken 23 yıllık bedeller ödendiği halde acının dirence dönüştürüldüğü mücadeleye sarılıyordu. Cumartesi Anneleri genç yüreklere umut oldu ve umut olmaktan vazgeçmeyecekler!

Mücadele anılarının hepsi bir deneyim

Genel kurul akşamı nüfus kağıdı benimkinden epeyce eski ama yüreği kesinlikle benden genç İsmail babayla aynı odada kaldık. İsmail baba bir anı anlattı. Ama anlattığı bir anıdan öte müthiş bir deneyimdi.

19 Aralık’tan yaklaşık bir yıl sonra 80 aile Adalet Bakanlığı’na gitmek için Ankara’ya gelmişler. İHD’de toplanmışlar. Polis ablukasına alınan ailelerin güya yanında olan bürokratlar yine eylemi söndürmek için “itfaiyecilik” misyonunu yerine getirmişler. Etkili de olmuşlar ne yazık ki!

İsmail baba “Buraya adalet bakanıyla görüşmek için geldik. Ben gidiyorum bakanlığa. Benimle gelen olursa birlikte gidelim” diyerek inisiyatif koymuş. İlk, Güzel ana geleceğini söylemiş. Sonra 20-30 kişiyi bulmuşlar. Bakanlığa vardıklarında bu sayı 50-60 civarına varmış.

O gün katliamın bire bir sorumlularından Ali Fuat Ertosun’la görüşmüşler. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk bir perde arkasında imiş. İsmail Baba odadan çıktıklarında görmüş Türk’ü.

Ali Fuat Ertosun sürekli “Devlet kendi vatandaşını öldürmez, işkence yapmaz” teraneleri okuyormuş. İsmail baba da kendi gözleriyle gördüğü işkenceyi anlatıyormuş.

Onunla birlikte giren Güzel ana önce hiç konuşmamış. Sonra “İsmail baba bu faşistlere ne anlatıyorsun? Kalk gidelim” demiş. İyiyi oynamak zorunda olan cellatlar susmuş Güzel ananın sözleri karşısında.

Çıkıp aşağıya bekleyenlerin yanına gelmişler. Orada görüşmeyi anlatmışlar ailelere ve basına.

Oturma eylemini akşama dek sürdürmüşler. Tarihe katliamcı devletin bir kez daha kaydını düşmüşler.

Mücadele pratiği içinde müthiş bir deneyim sahibi oluyor analar, babalar. İsmail baba, Güzel ana “itfaiyecilere” karşı gereken inisiyatifi koyuyorlar. Eylemin sönümlemesine izin vermiyorlar.

Hanife ana hasta mahpus eyleminden dönerken bir şey söyledi: “Niye orada eylemin duyurusunu yapmadık? Herkes buraya gelmeliydi.”

Bu sözler bir yakınma değil. Tek başına eylemin kitleselliğini de düşünmüyor Hanife ana. O günkü eylemin konusu olan Sise Bingöl’ü düşünüyor esas olarak. Ben teorik olarak anaya kıyasla çok daha fazla birikimliyim. Hasta mahpusu onun kadar düşünüyorum. Ama o söyleyene dek ananın düşündüğünü düşünememiştim.

Hanım abla, İsmail baba, Güzel, Gülmez, Hanife anaların temiz bir yürekle, hesapsız ve amasız hesap sorma temelinde de olsa mücadele içinde olmalarının ne denli geliştirici olduğunu gösteriyor bu deneyimler.

Bugün hâlâ umudu diri tutmaktan vazgeçmiyorlar.

M. Kurşun