“Köpekbalığı uçar mı?” - A. Eren

Kanzler Bismarck’ın gündeme getirdiği sosyal politikaları veri alarak Vollmar başta olmak üzere birçok sosyal demokrat tarafından propaganda edilen “devlet sosyalizmi”ne ve Bismarck’ı öven söylemlere karşı Berlin işçileri sürekli şunu tekrarlarlar: “Uyanık olalım! Kuş olarak sunulan şeyin kanatları var mı? Köpekbalığı uçar mı ki, bir sömürücüden sosyalist olsun.”

“İnsanlar, her zaman, siyasetteki aldatmaların ve aldanmaların aptal kurbanları olmuşlardır ve bütün ahlaksal, dinsel, siyasal ve toplumsal sözler, bildiriler ve vaatler arkasındaki şu ya da bu sınıfın çıkarlarını aramayı öğrenmedikleri sürece de, böyle kalacaklardır.” (Marksizmin üç kaynağı ve üç öğesi, Marx-Engels-Marksizm, Sol Yayınları, s.87)

İşçi sınıfının devrimci politika izleyebilmesinin temel koşulu kendi devrimci partisine sahip olmasıdır. Devrimci parti olmadan devrimci politika yürütmek olanaklı değildir. İşçi sınıfı hareketinin bütün bir tarihi, zafer ve yenilgileri bunu defalarca göstermiştir.

Gerçek her zaman somuttur!

Kanzler Bismarck’ın gündeme getirdiği sosyal politikaları veri alarak Vollmar başta olmak üzere birçok sosyal demokrat tarafından propaganda edilen “devlet sosyalizmi”ne ve Bismarck’ı öven söylemlere karşı Berlin işçileri sürekli şunu tekrarlarlar: “Uyanık olalım! Kuş olarak sunulan şeyin kanatları var mı? Köpekbalığı uçar mı ki, bir sömürücüden sosyalist olsun.”

Sosyalistlere karşı yasanın kaldırılmasından sonra Alman Sosyal Demokrat Partisi içinde belirgin bir şekilde ortaya çıkan oportünist eğilimin sözcülüğünü parlamento fraksiyonu üstlenir. Bu oportünist eğilim parlamento ve devlete yaklaşım üzerinden kendini ortaya koyar. Lasallcılığın başından itibaren savunduğu “devlet sosyalizmi” fikri, sosyal demokrat hareket saflarında etkili olmaktadır. Devlet desteği ve kredileriyle gerçekleştirilecek sosyal programlar ve üretim kooperatifleri, sosyalizmi adım adım yaklaştıran önlemler olarak değerlendirilmektedir.

Gündeme getirilen sosyal politikalar nedeniyle devletin “toplumun genel ihtiyaçlarını” gözeten sınıflar üstü bir kurum olduğu algısı, Wilhelm Liebknecht, Ignaz Auer gibi sosyal demokrat hareketin tanınmış önderlerini de etkilemiştir.

Bismarck’ın “sosyal politikalarını” ciddiye alma adına, 1884-85’te parlamentoda “sömürge donanması”na ilişkin bütçe görüşmelerine sosyal demokrat fraksiyonun önemli bir kesimi olumlu yaklaşır. Parti tabanının sert tepkisi üzerine geri adım atmak zorunda kalırlar.

Bebel’in tepkisi!

Tepkisini artık gizlemeyen Bebel parlamenter mücadeleye ilişkin şunları söyler: “Bu kadar enerji, zaman, maddi yük ve elde edilen sonuçlarla kıyasladığımda, bu parlamentoculuk oyunu bana tiksinti veriyor. Kendime sıkça soruyorum: Bu kadar zahmete değer mi?” (A. Bebel, Motteler’e mektup, 21 Aralık 1884)

“Parlamentarizmi bırakmak istiyorum. Yoldan çıkmak, çürümek için iyi bir okul. Bunu kendi yoldaşlarımızdan göreceğiz.” (A. Bebel, Liebknecht’e Mektup, 28 Aralık 1884)

“Bazen parlamento gevezeliğinden tiksiniyorum. Her konuşmadan sonra bir pişmanlık duyuyorum. Zira bu kadar önemsenen o kürsünün tarihsel gelecek üzerinde etkisi olmadığı bilinmelidir.” (Moteller’e Mektup, 13 Haziran 1896)

İşçi sınıfı hareketi tarihinde parlamentoyu etkili bir propaganda kürsüsü olarak kullanan, politik yaşamının önemli bir bölümünü parlamentoda geçirmiş olan Bebel’in bu yaklaşımı son derece dikkate değerdir. Parlamenter mücadeleye olduğundan daha fazla anlam atfeden sol hareketin dönüp bu deneyimlere bakmak ihtiyacı duymaması ise şaşırtıcıdır.

Oportünist parlamentarist eğilimin toplumsal-siyasal zemini

Engels, 1873’te Bebel’e yazdığı bir mektupta, işçi hareketinin farklı gelişim aşamalarından geçmesinin zorunlu olduğuna, her bir aşamasına bazı kişilerin takılıp kaldığına ve hareketle birlikte yürüyemediğine dikkat çeker. Bu kişilerle yolları ayırmanın kaçınılmaz olduğunu vurgular. (Marks ve Engels’in Bebel, Liebknecht, Bracke ve diğerlerine yazdığı Eylül 1879 tarihli mektuplar (Zirkularbrief) bu bağlamda aydınlatıcıdır.)

Bu dönemde Engels işçi hareketinin önderleriyle yazışmalarında (Bebel, Liebknecht, Sorge, Lafargue), bu gelişmenin nedenleri üzerinde sıkça durur. Bu çerçevede üç önemli olguya dikkat çeker:

Birincisi, sosyal demokrat hareket içinde gelişen yeni oportünist akımın toplumsal zeminidir. Küçük burjuva katmanların giderek artan bir şekilde harekete katılmalarıdır. Kapitalizmin ekonomik olarak iflasa sürüklediği, tasfiye ettiği küçük üreticiler ve zanaatkarların, sosyal demokrat hareketi kendi çıkarlarını da temsil eden tek politik güç olarak gördüklerine işaret eden Engels, bu yeni ögelerin sindirilmesinin eskiye göre daha zor olduğunu söyler ve partiyi uyarır. Bu sindirme sürecini başarılı şekilde yürütmenin tek yolu, partinin stratejisine, taktiğine ve politikalarına yönelik farklı eğilimlerin açıktan tartışma konusu edilmesi, gerektiğinde yolların ayrılmasıdır.

Engels İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu eserinin İngilizce ve Almanca baskılarına yazdığı Önsöz’de (1892), sınıf içinde gelişen “işçi aristokrasi”sine yer verir. Daha sonra Lenin de işçi aristokrasisi ile oportünist eğilim arasındaki ilişkiyi ele alacaktır.

İkincisi; Engels partinin sosyal yapısının, gazete ve dergi redaksiyonlarında yer alanların artan ağırlığı sonucu değiştiğine, partinin büyümesine paralel olarak küçümsenmeyecek oranda artan “parti memuru”na dikkat çeker. Daha önce burjuva gazetelerinde çalışan bu güçler işçi sınıfıyla doğrudan bağ kurmaksızın parti kurumlarında yer almaktadırlar. Bunların önemli görevler üstlenmesini parti için büyük bir tehlike olarak gören Engels, Lafargue’a yazdığı mektupta şunları söyler: “Bu beyler Marksizm adına her şeyi yapıyorlar. Fakat bunlar sizin on yıl önce Fransa’dan tanıdığınız ve Marks’ın ‘bildiğim tek şey marksist olmadığım!’ dediği cinsten. Belki o (Marks) bu beylere Heine’nin taklitçilere dediğini söylerdi: Ejderha ektim ve pire biçtim!” (Marks-Engels Werke, Bd. 37, s.450)

Üç, egemen sınıfların yoğun bir tarzda gündeme getirdikleri sözde reform politikaları, parti içinde oportünist akımın güçlenmesine, partinin strateji ve taktiği ile marksist teori üzerinde tartışmalara ivme kazandırmıştır. Engels, teoriyi önemsemeyerek, başarı elde etme adına “reel politika”ya yönelmenin nasıl yozlaşmaya yol açtığını somut örneklerle açıklar. İşçi hareketi içinde “sol ajanları” olmadan iktidarını istikrarlı şekilde koruyamayacağının bilincinde olan egemen sınıfın sosyal demokrat hareketin gücünü hesaba katan politikalar izleyeceğinin altını çizer. Başarılı bir gelişmenin temelini, teoride netlik, strateji ve taktikte işçi sınıfının çıkarlarının esas alınması olarak tanımlar.

Bu deneyim üzerinden Lenin, Büyük Ekim Devrimi’nin ideolojik, teorik ve örgütsel temelini hazırlayacaktır.