Kriz bu kez Erdoğan’ı teğet geçmeyecek

Hakları için birleşmiş işçi sınıfı sahneye çıktığında bu koyu karanlık yerini aydınlık günlerin doğacağına olan güçlü bir umuda bırakacaktır.

OHAL uygulamaları, devreye sokulan yeni kanuni düzenlemelerle daha da kalıcı hale getirildi. KHK’ların yerini alan CK’lar, valilere tanınan sınırsız yetkiler, tek adama bağlanan tüm devlet yönetimi gelecek sürecin nasıl geçeceğinin göstergesidir. Yaşananlar fazlasıyla 12 Eylül askeri faşist darbesine benzemektedir. Tıpkı yerini sözde sivil hükümetlere bırakan 12 Eylül hukuku gibi Erdoğan da sermayenin ihtiyaçları ile örtüşecek şekilde kendi hukukunu yaratmaktadır.

Oysa “yeni rejim” için “inlerine girilen” “FETÖ”cüler artık bir tehdit değildir. Erdoğan istediğini elde etmiş, tüm yetkileri elinde toplamıştır. Kendisine “muhalefet” eden düzen partilerini bile bertaraf etmiş, hatta kendi içlerinde kriz yaşamalarına neden olmuştur. Verdiği direktiflerle ülkeyi istediği gibi yönetebilmektedir. Fakat kendisini onaylattığı “seçim demokrasisini” sendikalara, odalara, meslek gruplarına hak görmemektedir. Fakat tüm bunlara rağmen hiçbir siyasal sorun çözülemediği gibi şimdi bir başka önemli sorunla yüz yüze gelmişlerdir; ekonomik kriz! Bu, Türkiye’de yeni sosyal patlamalar, toplumsal mücadeleler, kitlesel işçi direnişleri demektir. Erdoğan’ın yaklaşan bu büyük tehlikeye karşı tek bir çözümü vardır. Faşist baskı ve zorbalık!   

Tüm göstergeler büyük bir ekonomik krizi işaret etmektedir. Hazıra dağ dayanmamış, sıcak para akışının musluğu kesilmiş, buna bir de kapitalist sistemin yapısal krizi eklenmiştir. Türk lirasının dolar ve avro karşısında günden güne erimesi karşısında ne dolar bozdurma kampanyaları düzenleyebilmekte ne de emekçilere yastık altındakileri çıkarın diyebilmektedirler. Bu onların çaresizliğini göstermektedir.

Alım gücü düşen işçi ve emekçiler yoksullaştıkça tepkileri artacak, işten çıkarmalar yaygınlaştıkça buna karşı direnme eğilimi daha da güçlenecektir. On milyonlar yaşadıklarının tek sorumlusu olarak her şeye el atan tek adamı göreceklerdir. Erdoğan, sermayenin “demir yumruğu” olarak üstlendiği görevle, yönetimine el koyduğu Türkiye A.Ş.’nin patronu olarak toplumun karşısına çıkıp yaşanan gelişmeler üzerinden türlü gerekçeler sunamayacaktır. Zira artık onun elini tutan kimse yoktur. Ancak bu “şirket” ve onun patronu yüzünden işsiz kalan, içinden çıkılmaz koyu bir karanlığa itilen emekçiler kendi çözümlerini üreteceklerdir.

İşçi sınıfını sahneye davet ediyorlar

Bu gelişmelerin işçi sınıfını, krizden en çok etkilenecek toplumsal kesimi mücadele sahnesine iteceğini söylemek bugünkü tablo üzerinden saf bir iyimserlik olarak algılanabilir. Fakat, kriz nedeniyle bir çırpıda işten çıkarılanların öfkesi ve gelecek kaygısı büyüyecektir. Ücretleri eriyen emekçilerin insanca çalışma ve yaşamaya yetecek ücret talebi daha bir yakıcı hal alacaktır. Her kriz döneminde olduğu gibi hayata geçecek olan ücretsiz izin, sosyal haklardan mahrum bırakma vb. esnek çalışma modelleriyle kölelik koşulları işçi ve emekçiler içerisinde direniş eğilimini güçlendirecektir. Kıdem tazminatının fona devredilmesi gündeme geldiğinde işçi sınıfı bu kazanımlarına kimin el koymaya cüret ettiğini daha iyi görecektir.

Grev hakkı grev yapılarak kazanılacak

Tüm bu potansiyel gelişmeler karşısında Erdoğan’ın medarı iftiharı eylem ve grev yasakları elbette yine devreye sokulacaktır. Türkiye işçi sınıfının şanlı tarihinde önemli bir ders olarak duran Greif Direnişi’nin şu yakın zamanda yeniden yargılanmak istenmesi bu yüzden sebepsiz değildir. Zira direnme hakkı baskıyla, terörle boğulmak istenmektedir. Ancak grev hakkı tıpkı dün Kavel’de, bugün Greif’te, Metal Fırtına’da olduğu gibi grev yapılarak yeniden kazanılacaktır. Hakları için birleşmiş işçi sınıfı sahneye çıktığında bu koyu karanlık yerini aydınlık günlerin doğacağına olan güçlü bir umuda bırakacaktır.

Bu elbette kendiliğinden olmayacaktır. İşçi sınıfı Erdoğan’a “sen teksin, biz milyonlarız” dediği zaman, kendi hakları ve gelecekleri için bir sınıf olarak birleştiği, krizin faturasını krizi çıkaranlara ödettirmek için mücadeleye giriştiği, örgütlü bir güç olarak tarih sahnesine çıkabildiği zaman bunlar olabilecektir.