Ekim Devrimi’nin 100. yılında Kollontay’ı okurken…/ 7 - Z. Kaya

Yaşamını devrimci mücadeleye adamış bir kadın önder olarak 9 Mart 1952 yılında yaşamını yitirir. Ardında özellikle kadın sorununa dair pek çok makale ve konuşma bırakan Kollontay, yaşamı ve çalışmaları ile kadınların kurtuluşu mücadelesine adını yazdırır.

“Birçok hayat yaşadım”

 

Kollontay’ın anıları, mektupları ve günlükleri üzerinden hazırlanan “Birçok hayat yaşadım” kitabında, bu devrimci kadın önderin yaşamından kesitler anlatılır. Bu kitapta aynı zamanda, 20. yüzyılın devrimci mücadelelerinde önemli bir yer teşkil eden tarihsel olaylara ilişkin anlatımlar ve izlenimler yer alır.

Özgür bir yaşama ilk adımlar

Asıl adı Şura Domontoviç olan Aleksandra Kollontay, Ukrayna kökenli soylu bir baba ile Finlandiya kökenli köylü bir annenin kızı olarak dünyaya gelir. Çocukluk yıllarını babasının işlerinden kaynaklı Bulgaristan’da geçirir. Evlerine gelen işçi çocuklar ve öğretmeni Maria Strahova sayesinde sistemin çelişkilerini öğrenir. 20 yaşında evlenen Kollontay, öğretmeninin yönlendirmesiyle Marksizm’i keşfeder. Mühendis olan eşinin görevi sebebiyle gittiği Narva’daki en büyük tekstil fabrikalarından biri olan Krenholm fabrikasını ziyaret eder. İşçi kadınların karşı karşıya olduğu insanlık dışı çalışma koşulları Kollontay’ı derinden etkiler. Hayatın böyle süremeyeceğine hükmeden Kollontay, Petersburg’a döndükten sonra işçi sorununu incelemeye ve Marksizm’le ilgili ele geçirebildiği her şeyi okumaya koyulur. O dönem kendisini en çok etkileyen, Lenin’in “Halkın dostları kimlerdir?” adlı çalışması olur.

Yine Strahova’nın yönlendirmesi ile Merkez Parti Sekreteri olan Yelena Stassova ile tanışır ve “Eğitim ve eğitim araçları müzesi”nde çalışmaya başlar. Bu müze Çarlık despotizmine karşı sosyal demokratların buluşma noktasıdır. Kollontay burada parti ile tanışır ve kendisine verilen görevleri yerine getirir. Bir kadının devrimcileşme sürecini canlı bir biçimde anlatan Kollontay, partiye tüm varlığı ile bağlanmak gerektiğini özümser. Kollontay, kararını vermiştir. Eşini terk eder, oğlunu annesine bırakır ve İsviçre’ye Zürih Üniversitesi’ne gider. “İşçi sınıfının kurtuluşu, kadın hakları ve Rus halkı için” bu kararı verdiğini ifade eder. Eski hayatından geriye bir tek eşinin soyadı olan Kollontay adı kalır.

Yurtdışında özellikle Rosa Luxemburg’dan etkilenir. Fin halkının ulusal kurtuluş mücadelesine yakınlık duyarak bu konu üzerine yoğunlaşır. Bu dönemdeki konumlanışını tarif ederken, Menşevikler ile Bolşevikler arasındaki ayrışmada her iki kampta da arkadaşlarının olduğunu, ancak yüreğinin uzlaşmazlığı ve devrimci ruhu nedeniyle daha çok Bolşevizm’den yana olduğunu belirtir. Ne var ki, Plehanov’un etkisi Menşeviklerle bağını koparmasına engel olur. 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’na dek Menşeviklerle bağlarını korur, hem Menşeviklerin hem de Bolşeviklerin yayın organlarına yazılar yazar. Savaşın ardından anayurt savunmacılarının karşısına çıkan Kollontay, Lenin’in “savaşa karşı iç savaş” şiarını destekleyerek Bolşevizm’e adım atar.

1905 Devrimi sürecinde Kollontay yürüttüğü kadın işçi çalışmalarını özetler. Rosa Luxemburg aracılığıyla Alman Sosyal-Demokrat Partisi’nin Mannheim Kongresine ve ardından yapılan 4. Alman Sosyal-Demokrat Kadın Konferansı’na katılır. Clara Zetkin’le bu konferansta tanışan Kollontay, parti içinde kadın çalışmasına dair fikirlerle Rusya’ya döner. O dönem Menşeviklerin ağırlıkta olduğu Tekstil İşçileri Birliği’nde çalışmalarını sürdürür. 1907 yılında Stuttgart’ta yapılan 1. Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’na Rusya’dan tek temsilci olarak katılır. Konferansın ardından “Kadın işçiler yardımlaşma birliği” adı altında çalışmalar yapar. Burjuva kadın örgütlerinin gerçekleştirdiği Tüm Rusya Kadınlar Kongresi’nin çalışmalarını aktaran Kollontay, kadın işçi temsilcilerini kongreye hazırlama ve işçi temsilcilerin kongreyi terk ediş sürecini anlatır. Kongrenin ilk günü yaptığı konuşmanın ardından ikinci gün kongre binası polislerle çevrilince sürgün hayatı başlar.

Sürgünde...

Aralık 1908’den Mart 1917’ye dek Almanya, İngiltere, Fransa, İsveç, Norveç, Danimarka, İsviçre, Belçika ve Amerika Birleşik Devletleri’nde sürgün hayatı yaşar. Bu süreçte RSDİP üyesi olmakla beraber Alman Sosyal Demokrat Partisi üyesi olarak da çalışmalar yürütür.

1911 yılında Paris’te ev kadınlarının grevine katılır. Ajitatör olarak pek çok konferans ve toplantıda konuşur. Aynı yıl yazdığı “Baştan başa işçilerin Avrupa’sı” adlı kitapta Alman Sosyal Demokrat Partisi’ndeki oportünist eğilim ve bürokratlaşmayı, sosyal şovenizmin bayraktarlığını teşhir eder. Partiden dışlanan Kollontay, önce Sendikalar Kongresi için İngiltere’de, ardından Olağanüstü Uluslararası Sosyalistler Kongresi için İsviçre’dedir.              

1914 yılı günlüğünde, 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda II. Enternasyonal’in ibretlik tutumunu teşhir eder. Anavatan savunusunun aldığı boyutu gözler önüne serer. Savaşın başlaması ile kısa bir tutukluluk dönemi geçiren ve serbest bırakılan Kollontay anavatan savunucularına karşı mücadeleye başlar. Bu yolda mücadele arkadaşı Liebknecht’tir. Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin durumuna ilişkin şu notu düşer: “Savaş, Parti’yi tümüyle bir çıkmaza soktu, ne var ki, kendisini çıkmaza götüren yola, savaştan önce girmişti.”

Bir barış yanlısı olarak sürdürdüğü mücadelede Kollontay’a izlenmesi gereken yolu gösteren rota ise Lenin’den gelir. Kollontay, Lenin’in savaş üzerine yayınlanan makalesi (Savaş ve Rus Sosyal Demokrasisi) ile sürekli yeniden çarptığı duvarların yıkıldığını ifade eder: “Emperyalist savaştan yaralanarak, onu bir iç savaşa dönüştürmek -şiar bu. Barış değil, mevcut emperyalist savaşın bir iç savaşa dönüştürülmesi. Kısa bir süre önceye kadar barış şiarının her şeyi kapsadığını düşünüyordum. Artık bunun da oportünizm olduğuna inanıyorum. Savaşın sebeplerini kavramak ve savaş karşıtı olmak yeterli değil, savaşa karşı hangi araçlarla mücadele edilmesi gerektiğini de bilmek gerekiyor.”

Lenin ile Kollontay arasındaki mektuplaşmalar bu dönemde başlar. Kollontay artık Bolşevik safların bir neferidir. Lenin ile Rusya’daki Merkez Komite Bürosu arasında İskandinavya üzerinden bağ kurma görevini üstlenmiştir. Bundan sonra Kollontay Lenin’in direktiflerini yerine getirir. Lenin’in “Sosyalizm ve savaş” adlı broşürünün çevirisini yapar. Çok sayıda çeviri yapar ve materyallerin sevkiyatı işini üstlenir.

1915-1916 yıllarında Amerikan sosyal demokratların talebi ile Amerika’dadır. Amerika’yı baştan başa dolaşan Kollontay, çok sayıda konferansta savaş karşısında iç savaşı yükseltme şiarını savunur. Amerikan işçi sınıfını Bolşevik şiarlarla tanıştırır.

Şubat Devrimi’ni sürgünde öğrenen Kollontay anılarında, bir devrimci olarak duyduğu heyecan ile işçi sınıfının uluslararası dayanışmasını ve coşkusunu aktarır.

Devrimci Rusya’da...

Kollontay’ın Şubat-Ekim 1917 tarihleri arasındaki olaylara ilişkin anlatımları da tarihe ışık tutar. Bolşevik partinin devrimci taktiklerinden kitlelerin ruh hallerine, Bolşeviklerin her türlü zorluğa rağmen ısrarlı çalışmalarından Menşeviklerin ve Sosyalist Devrimciler’in devrim kaçkınlığına kadar pek çok gözlem kitapta yer alır.

Lenin’in verdiği özel görevle yurtdışına çıkan Kollontay, Finli sosyal demokratları II. Enternasyonal’den koparma ve III. Enternasyonal için temel hazırlama işine girişir. Haziran ve Temmuz olaylarını aktaran Kollontay, Bolşeviklere karşı başlatılan cadı avında yurtdışındadır. Ancak Rusya’ya dönmeye karar verir ve Kerenski’nin zindanlarında yatar.

Kollontay Bolşeviklerin silahlı ayaklanma kararı aldıkları illegal konferansı da anılarında aktarır. Devrimden sonra Devlet Yardımı Halk Komiserliği başkanlığı yapar. Devrimin ardından yaşanan zorlukları, sabotajları anlatan Kollontay, çekilen açlığa, karşı devrimci saldırılara rağmen Bolşeviklerin sergiledikleri kararlılığa işaret eder. Devrim sonrasında kadın sorununa ilişkin atılan adımları, köylü kadınlar arasında yapılan çalışmaları özetleyen Kollontay, kadın sorununa ilişkin çözüm taktiklerini sıralar.

Devrimci mücadeleye diplomatik alanda da katkı sunan Kollontay, ilk kadın büyükelçi olarak uzun yıllar Sovyetler Birliği’ni başarıyla temsil eder.

Yaşamını devrimci mücadeleye adamış bir kadın önder olarak 9 Mart 1952 yılında yaşamını yitirir. Ardında özellikle kadın sorununa dair pek çok makale ve konuşma bırakan Kollontay, yaşamı ve çalışmaları ile kadınların kurtuluşu mücadelesine adını yazdırır.