Ekonomik kriz ve kadınlar

Krizin çok yönlü sonuçları karşısında emekçi kadınların öfkesini örgütlemek önem taşıyor. Bir sınıfın parçası olan emekçi kadınlar, kadın dayanışması ile değil, kadınıyla erkeğiyle birlikte örgütlenecek sınıf mücadelesiyle mevcut kazanımlarını koruyabileceği gibi, krizin yaratacağı yıkımı engelleyebilir.

ABD ile yaşanan kriz sonucu TL’nin değer kaybetmesiyle birlikte daha erken bir tarihte kendisini gösteren ekonomik krizin etkileri gün geçtikçe daha fazla hissedilmeye başlandı. Üretimde daralma ile birlikte işten çıkarmalar yaşanırken, tüketim ürünlerine yapılan zamlar ve vergiler emekçilerin belini bükmeye devam ediyor.

Önümüzdeki aylarda ekonomik krizin daha belirgin olarak etkilerini göstermesi beklenirken, işçi ve emekçilerin bir parçası olan kadınlar da ekonomik krizden doğrudan etkilenecek.

Kadınlara güvencesiz çalışma dayatılıyor

Patronların ekonomik kriz koşullarında daralma ile birlikte kârlarını muhafaza edebilmek ve dahası fırsata çevirebilmek için izledikleri işten çıkarma ve ücretlerin ve sosyal hakların tırpanlanması, kadınları nasıl etkileyecek?

Gerek Türkiye’de gerekse farklı ülkelerde kriz koşullarının sonuçlarına baktığımızda, kapıya ilk konulanların kadınlar olduğunu görüyoruz. Kapitalizmde yedek işgücü olarak görülen kadınlar, yeri geldiğinde de ilk gözden çıkartılanlar oluyor. Veriler, bir yandan ilk işten çıkartılanların kadınlar olduğunu gösterirken, tersinden kadın istihdamında artış yaşandığı da gösteriyor. Bir çelişki gibi gözüken bu durum, aslında kriz koşullarında güvencesiz ve kural dışı çalışmanın yaygınlaştığını ve bu esnek çalışma biçiminin de kadınlar üzerinden uygulandığını ifade ediyor. Sonuçta, kriz koşulları gerek işten atılmalarla gerekse de daha kötü çalışma koşullarının dayatılmasıyla kadınlar için koşulların daha da ağırlaşması anlamına geliyor.

Kadınların sorumluluğu sadece üretime katılmakla sınırlı değil. İş gücünün yeniden üretimi sürecinde evdeki toplumsal sorumluluklar kapsamında da kadınların yükü daha fazla ağırlaşacak. Her geçen gün artan gıda masrafları, ardı ardına gelen zamlar, eğitimin her adımda paralı hale gelmesi ile çocukların bakım masraflarının artması, ev idaresinden sorumlu olan kadınların yükümlülüklerini daha da zorlaştıracak.

Krizin toplumsal planda yansımaları

Ekonomik kriz, aynı zamanda sosyal bunalım demektir. Bugünden geçinemediği için intihar eden, kendini yakan insanların örneklerine tanık oluyoruz. Koşulların daha da ağırlaşması, kadınlara yönelik baskı ve şiddetin daha da artacağı sonuçlarını kaçınılmaz olarak karşımıza çıkaracaktır. AKP’nin yönetimi boyunca kadına yönelik şiddetin devasa boyutlarda artmasının, AKP’nin izlediği kadına yönelik cinsiyetçi politikaların yanı sıra, ağırlaşan yaşam koşullarının sonucu olduğunu da görmekteyiz. Dolayısıyla, emekçiler için olduğu kadar, kadınlar için de yaşamın çekilmez hale geldiği sonuçları göreceğiz.

Krizin toplumsal huzursuzlukları tetiklemesi olanaklı olduğu gibi, sorunların nedenleriyle birlikte çözümünü göremeyen, öfkesini mücadele kanalına akıtamayan emekçi kitlelerin çaresizlik ve çözümsüzlük içinde dinsel gericiliğin girdabına daha fazla kapılması da ihtimal dahilindedir. Gerek ülkemizde, gerek farklı ülkelerde krizlerin sonuçlarına ilişkin veriler, bu gerçeği tüm yalınlığıyla göstermektedir.

Kadın dayanışması değil, sınıf mücadelesi

İçinden geçtiğimiz süreçte, krizin faturasını ödememek bilinciyle, krizin asıl sorumlusu olan kapitalist düzenin ve tek adam rejiminin teşhirini yapmak, krizin sonuçlarına karşı etkili bir mücadele örgütlemek sorumluluğu önümüzde duruyor. Aynı şekilde, krizin çok yönlü sonuçları karşısında emekçi kadınların öfkesini örgütlemek önem taşıyor.

Bir sınıfın parçası olan emekçi kadınlar, kadın dayanışması ile değil, kadınıyla erkeğiyle birlikte örgütlenecek sınıf mücadelesiyle mevcut kazanımlarını koruyabileceği gibi, krizin yaratacağı yıkımı engelleyebilir.