Çel-Mer İşgali’ni hatırlamak...

Tarihimiz nice ders çıkarılacak mücadele ile dolu olsa da Çel-Mer bizzat yaşadığımız günlerin deneyimi olarak önümüzde duruyor. Bundan dolayı Çel-Mer’i, Çel-Mer İşgali dönemindeki küçük, yer yer tek kişilik işçi direnişlerini tekrar tekrar incelemeliyiz. AKP’li işçilerden nasıl olup da işgalciler çıktığını anlamak için bile Çel-Mer dönüp bakılacak yerdir. Zira Çel-Mer İşgali’ni hatırlayanlar için Greif de Metal Fırtına da sürpriz olmadı. Şimdi yeni işgallerle sınıf mücadelesinin yükseleceğine inancımız tamsa hazırlığımızı güçlü tutmak için tarihimizi yeniden hatırlayalım ve hatırlatalım...

Tarih bilincinin oldukça sınırlandığı bir dönemden geçiyoruz. Hele ki yaşananların ağır saldırılar ve yenilgiler içerisinde sistematikleştiği yerde gündem çok hızlı değişirken, önemli deneyimleri daha çabuk unutuyoruz. Çünkü günlük mücadele içerisinde hep yeni bir gündem ve yeni bir mevzi içerisinde bulunuyoruz. Fakat tam da yeni mücadele içerisinde kazanmak, kazanamazsak bile savunmayı güçlendirip konumu korumak için geçmişi hatırlamalıyız. Çel-Mer İşgali ne ilkti ne de son fakat tarihimiz içerisindeki bir değer olarak adını unutturmamalıyız.

Türkiye toprakları, sınıf mücadeleleri için önemli derslerle dolu birçok değeri taşır. 8 yıl önceki bir işgal fabrikasını hatırlatmanın en başta gelen nedeni anlamlı dersler içermesidir. Çel-Mer İşgali 2010 yılı içerisinde aslında çok büyük bir olaydı. İçinden geçtiğimiz 8 yıl içerisinde bir dizi tekrarıyla bunu kanıtladı da. Tarih içerisinde onu aşan birçok işgal yaşandığı için geride kaldığı düşünülebilir. (Topkapı Şişecam, Feniş, Greif, Yatağan Termik Santral ve Maden, Metal Fırtına fabrikaları gibi sayısız örnekle süren bu zincire, artık Türk Metal gibi gerici sarı sendikal çetelerin bile engelleyemediği için yönettiği işgaller eklenmiştir. Bunun son örneği Çerkezköy’deki Prettl işçileridir.) Ama özgün yanlarıyla Çel-Mer tekrar tekrar hatırlanmazsa bugün direnişlerde/işgallerde yaşanan zayıflıkları aşmak için verilen mücadeleye daha geriden başlanacaktır.

Çel-Mer’de ne olmuştu?

Birleşik Metal-İş Sendikası’nda büyük bir gizlilikle örgütlenen işçiler (üyelik sürecinde öyle bir gizlilik vardı ki eşlerine bile sendikaya üye olduklarını söylememişlerdi), yetki bildiriminin ardından işten atma saldırısı ile durdurulmak istendiler. Direnişin gücüyle 15. günün sonunda patron geri adım atmış, işçilerin tümü işbaşı yapmışlardı. İşçilerin hak alma bilincinin ve örgütlü mücadele karalılığının artmasından korkan patron 16 Temmuz günü 23 işçiyi işten atarak motivasyonu kırmaya çalıştı. Patronun ikinci saldırısına da direnişle karşılık veren işçiler mevziiyi koruyabilmişti. Sendika bürokratları dışarı çıkmama eğilimindeki işçileri vazgeçirdi. İşten atılanlar fabrika önünü direniş alanına çevirirken, üretimdeki işçilerse iş yavaşlatmayla eylemi büyüttüler. Polis de fabrikadan ayrılmama eğilimindekileri baskılamak için bir günlük gözaltı ile korku yaratmaya çalıştı. Kapı önü direnişi sürerken patron direnişi kırmak için yeni işçi alımları yapmış, fakat Çel-Mer işçileri buna da göz yummamış, direniş kırıcılar uyarılmış, sınıf ihanetine devam edenler cezalandırılarak fabrikadan atılmıştı.

Kapı önü bekleyişinin pasifleştiği yerde işçiler direnişi işgale çevirerek eylemi yoğunlaştırmış ve patronu köşeye sıkıştırmışlardı. Öte yandan yoğun sıcaklarda, olumsuz koşullardaki işgalci işçilere polis su sevkiyatını bile engellemeye çalışmış, hangar kapıları kapatılarak havasız bir ortam yaratılmış, tek tek kamera kayıtları alınarak psikolojik baskı yaratılmıştı. Dışarıdan destekçiler ve işçi ailelerinin militan müdahalesi sonrasında her türlü ihtiyaç kabul ettirildi. İşgal silahının polis baskısına rağmen sürmesi karşısında devlet gözetiminde (bizzat Kocaeli valisinin taraf olarak ‘hakemliğinde’) patronla anlaşma sağlandı. Anlaşmada atılan 23 işçiden işe dönmek istemeyen 11’i hariç herkes geri alınıp sendika tanındı.

Bundan sonra fabrikada yaşananlarsa sınıfın ileri çıkan kesimlerinin sermaye-devlet işbirliğiyle nasıl ezildiğine, işçi sınıfının ileri çıkışlarına rağmen sınıf bilinci ve devrimci müdahalenin sürekliliğine dair başka dersler barındırıyor. Fakat bu yazı salt direniş ve işgal deneyimi üzerine olduğu için bu kısmı şimdilik bir yana bırakıyoruz.

İşçi sınıfı direnişte öğrenir

Öncesinden bir örgütlülük ya da mücadele kültürü olmayan işçiler, sendikal örgütlenme ve direniş içerisinde hızla dönüşmüş, birçok konuda dönemine göre ileri pratikler açığa çıkarmıştır. İşçilerin ufukları o kadar ileridir ki sendikal bürokrasiyle tanışmaları ve ondan bağımsız komiteleşmenin önemini sadece birkaç hafta içinde kavramışlardır. İşgali sendika bürokratlarından habersiz yapmaları bir tesadüf değildir. Bu yanıyla işçilerin yarattıkları deneyim topraklarımızdaki sınıf mücadelesi açısından döne döne irdelenmeyi hak etmekte, çıkarılan derslerle yeni mücadelelerde ön açıcı olmayı sürdürmektedir. Zira Çel-Mer’de yaşanan başarılar maalesef aradan geçen yıllara rağmen bir tekrar içerisinde yeniden yakıcı görevler olarak önümüzde durmaktadır. Oysa ki Çel-Mer güçlü bir hafızaya işlense sınıf mücadelesi kültürüne önemli bir ders olacaktır. “Çel-Mer’deki gibi” diyerek sendikal bürokrasiye karşı bilinçten sınıf ihanetçilerinin cezalandırılmasına, fiili-meşru eylem tipinden komiteye, devrimci örgütle bütünleşmekten inisiyatife uzanan birçok başlıkta cümle kurulabilir.

Bir kez daha seçimler mi sınıf mücadelesi mi?

8 yıldır neredeyse sürekli seçimler yaşayan bir toplum olarak sınıf mücadelesi içerisinde seçimler de durmadan gündem olmaktadır. Ve tarihsel kesişmelerle her seçim döneminde sınıf mücadelesi için önemli sınıf eylemlilikleri de yaşanmaktadır (Greif İşgali - 2014 Yerel Seçimleri; Metal Fırtına - 2015 Genel Seçimleri ve son olarak Flormar Direnişi - 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis Seçimleri). Çel-Mer İşgali bu açıdan da bir örnektir. Sermaye iktidarı o dönem liberal cilalarla göz boyamanın peşindeydi. AKP hükümeti 12 Eylül referandumu ile sözde demokratik açılımlar yaparken, Çel-Mer işçileri gerçeklerini eylemleriyle birleştirdiler. İşgalle fiili grevi vücut bulduran işçiler anayasaya rağmen “anayasal hak” için mücadele ettiler. Kavel’den alınan bayrak bir kez daha pratik içinde taşındı. Metal Fırtına da “Çel-Mer gibi” yasadışı grev ve işgal silahıyla sermayeye ve sendikal bürokrasiye darbe vurmuştu. Bu da bir kez daha sandıkların değil, sınıf mücadelesinin sürekliliğinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatmalıdır. Seçim sandıklarından çıkan sonuçlar gündelik mücadele için değerlidir, fakat sınıf mücadelesi hanesindeki her pratik, geleceğin zeminini döşeyen kilometre taşlarıdır.

Yeni Çel-Mer’ler, Greif’ler, Metal Fırtınalar...

Çel-Mer’in bir diğer yanı AKP gericiliğinin, sermayenin katmerli hale gelen sömürü koşullarının ve 12 Eylül sonrasının pratiği olmasıdır. Tarihimiz nice ders çıkarılacak mücadele ile dolu olsa da Çel-Mer bizzat yaşadığımız günlerin deneyimi olarak önümüzde duruyor. Bundan dolayı Çel-Mer’i, Çel-Mer İşgali dönemindeki küçük, yer yer tek kişilik işçi direnişlerini tekrar tekrar incelemeliyiz. AKP’li işçilerden nasıl olup da işgalciler çıktığını anlamak için bile Çel-Mer dönüp bakılacak yerdir. Zira Çel-Mer İşgali’ni hatırlayanlar için Greif de Metal Fırtına da sürpriz olmadı. Şimdi yeni işgallerle sınıf mücadelesinin yükseleceğine inancımız tamsa hazırlığımızı güçlü tutmak için tarihimizi yeniden hatırlayalım ve hatırlatalım...

H. Yıldız