Performans saldırısı ve AKP iktidarının gerici hesapları

Performans saldırısına karşı verilen mücadele, ihraç saldırısına karşı verilen mücadele ve direnişle bir arada ele alınmalı ve örgütlenmelidir. Bu sürecin örgütlenmesi görevi ise Eğitim Sen içindeki öncülerdedir.

Öğretmen Performans Değerlendirme Yönetmeliği’ne göre öğretmenler her yıl öğrenci, veli ve yöneticiler tarafından “değerlendirilecek.” Öğretmenlik Mesleği Yeterlikleri adı altında dört yılda bir yapılacak olan sınavla da öğretmenlerin “milli ve manevi değerlere olan sadakati” ölçülecek. Bu sınav sonucuna göre öğretmenlerin “yerli ve milli” olup olmadığına karar verilecek. Zira, sınav sorularının %10’u “milli ve manevi değerlerin” ölçülmesine dönük olacak. Toplam performans puanının yüzde 25’ini müdür notu, yüzde 15’ini veli notu, yüzde 15’ini öğrenci notu, yüzde 20’sini zümre öğretmenlerinin notu, yüzde 15’ini diğer öğretmenler ve yüzde 10’unu da öz değerlendirme puanı oluşturacak. Öğretmenlerin sınava girdikleri yıl ise performansların yüzde 30’unu sınav notu oluşturacak. Öğretmenler aldıkları puanlara göre A, B, C ve D olmak üzere dört başarı düzeyine ayrılacak. Buna göre 90-100 puan aralığı A seviyesini, 76-89 puan aralığı B seviyesini, 60-75 puan aralığı C seviyesini, 0-59 puan aralığı D seviyesini oluşturacak. Performans puanı düşük olan öğretmenler yüz yüze veya uzaktan hizmet içi eğitim alacak. Sözleşmeli öğretmenlerin sözleşmelerinin yenilenmesinde, okul müdürü atanmasında, ek hizmet puanı verilmesinde, yurt dışı görevlerde, başarı belgesi vb. ödüllendirmelerde ve öğretmenlikte yükselmede öğretmenin aldığı performans notu baz alınacak.

Performans sistemi öncelikli olarak öğretmenler arasında her türden dayanışma duygusunu ortadan kaldıracak. Öğretmen öğretmenin kurdu olacak. Düşük not alan bir öğretmen meslektaşlarının, velilerinin ve öğrencilerinin gözünde itibar kaybı yaşarken, hatta istenmeyen ilan edilirken; yüksek not alan öğretmen “baş tacı” yapılacak. Öğretmenler odasında oluşacak olan dört “seviye kategorisi” ise öğretmenlerin dört ayrı kampa ayrılması anlamına gelmektedir. Burada düşük not alan öğretmenlerin itibar kaybından kaynaklı yaşayacağı sorunlara ek olarak işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağından ağır stres yaşayacaklarını, intiharlara varan vakalar yaşanacağını ayrıca belirtmek gerekiyor. Öğretmenler yüksek puan almak için yeri gelecek mesleki etik ilkelerini bir kenara bırakacak, yeri gelecek popülist uygulamalar içine girecek. Sürekli birilerini memnun etmek zorunda kalan öğretmen ciddi karakter aşınması yaşayacak. Burada müdürlerin puan vermesiyle, öğretmenlere karşı istismar ve mobbing vakalarında ciddi artış yaşanacağını söylemeye bile gerek yok... Müdür öğretmene görevi olmayan bir iş verdiğinde dahi performans kaygısı ve iş güvencesinin olmamasından dolayı öğretmen bu görevi yapma basıncı altında kalacak. Performansa dayanarak ek hizmet puanı verilmesi gibi ücreti etkileyebilecek uygulamalarla, öğretmenler arasında yaratılan dört “seviye kategorisi” dört farklı ücretlendirmeyle taçlandırılacak. Mesleki birliğin bozulması, bireysel “performansın” ön plana çıkarılması, kişilik erozyonu gibi sonuçlar aynı zamanda öğretmenlerde sendikalardan kopuşu ve eğitim sendikalarının zayıflamasını, hatta devreden çıkmasını getirecek.

Her kapı kadrolaşmaya çıkmakta

Performans sisteminin getireceği bir diğer olumsuzluk ise kadrolaşmadır. AKP iktidarında yıllardır her kapı kadrolaşmaya çıkmaktaydı. Bugün Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tüm sınav uygulamalarını ve liyakatı bir kenara bırakarak “mülakat” üzerinden kadrolaşmaktadır. Performans sistemiyle başta demokrat görüşlü öğretmenler olmak üzere, AKP’li olmayan öğretmenler ağzıyla kuş tutsa müdürlerden yüksek puan alamayacağını; AKP’li müdürlerin daha da ileri giderek “hoşlanmadığı” öğretmenlere karşı veli ve öğrencileri örgütleyerek bu öğretmenlerin düşük not almasına neden olacaklarını da şimdiden belirtmek gerekiyor. Kısacası, performans değerlendirmesi hiçbir şekilde nesnel olmayacak. Siyasal anlayış, etnik köken ve inanç aidiyetleri üzerinden toplumda mevcut durumda var olan fay hatları kimin hangi notu alacağında önemli bir belirleyici olacak. Buradan hareketle iktidarın sadece performans kaygısının olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Amaç öğretmeni istenilen her şeyi yapan köle-kapı kulu haline dönüştürmek ve nefes alamayacak hale getirmek. Tüm özlük haklarını ortadan kaldırmak, itibarını yok edip hiçleştirmek. Bu durum AKP’nin mutlak itaate dayalı yeni insan tipine ve yeni Türkiye anlayışına da uygun düşmektedir.

Performans sistemine karşı öğretmenler içerisinde yoğun bir tepki yaşanmaktadır. MEB’in ilk açıklamayı yapmasıyla sendikalar bu tepkinin basıncı altında kalmış ve okullarda bu sisteme karşı imza kampanyaları yürütmek zorunda kalmışlardır. Kamu emekçilerine dönük tüm saldırılarda iktidarın suç ortağı olan, eğitimdeki her türlü gerici uygulamanın yanında yer alan, hatta payandalık yapan yandaş, yalaka Eğitim-Bir-Sen bile bu basınca dayanamamış ve harekete geçmek zorunda kalmıştır. Eğitim-Bir-Sen düzenlediği imza kampanyasında bir yandan sendikanın adına yer vermeyerek “Bu imza kampanyasında sendika yok, herkes için”  demeye getirip uyanıklık yaparken; diğer yandan bu kampanyayı müdürler eliyle yürüterek ve müdürlerin ağırlığını kullanarak öğretmenleri örtük bir zorlamaya tabi tutmaktadır. Eğitim Bir Sen böylece başta Eğitim Sen olmak üzere diğer sendikaların düzenlediği imza kampanyalarını “gereksizleştirmeye” çalışmaktadır.

Bu saldırı şüphesiz kapsamlı bir saldırıdır ve Eğitim Sen’in tekrar dirilmesi için fırsatlar sunmaktadır. Eğitim Sen içinde bu tepkiyi örgütleyip sokağa çıkarabilecek potansiyel hâlâ mevcuttur. Ancak sendikaya hakim anlayışlar bunun önündeki en büyük engeldir. Pek çok yerde sınıf düşmanı, AKP uşağı Eğitim-Bir-Sen’le birlikte basın açıklamaları yapma çabası içine girilmiştir. Oysa yapılması gereken MEB ile el ele verip öğretmenlerin ne kadar hakları varsa ortadan kaldıran, zam diye sadakaya imza atan, KHK ve ihraçlara ses çıkarmayan hatta muhbirlik yapan bu sendikayı aralıksız ve tok bir şekilde deşifre etmektir.

Son olarak vurgulanması gereken bir diğer nokta ise, performans saldırısına karşı verilen mücadele, ihraç saldırısına karşı verilen mücadele ve direnişle bir arada ele alınmalı ve örgütlenmelidir. Bu sürecin örgütlenmesi görevi ise Eğitim Sen içindeki öncülerdedir.

İstanbul’dan bir eğitim emekçisi