Faşizme ve ekolojik yıkıma karşı - Ergin Yıldızoğlu

Ben “iyimser-kötümser” ikileminin dışında kalarak yazmaya çalışıyorum ama, sanırım yeterince başarılı olamıyorum. Kimi okurlarım son iki yazımın çok kötümser olduğunu düşünüyorlardı. Bu noktayı Emre Kongar Hocam da vurgulamıştı. 
Perşembe yazımda, Weimar Cumhuriyetini Nazi diktatörlüğünün izlediğini anımsayıp şimdi küresel çapta benzer dinamiklerin söz konusu olduğuna işaret etmiştim. Pazartesi günü de Birleşmiş Milletler İklim Paneli’nin yayımladığı son raporun, geri dönülemez noktaya hızla yaklaşan küresel ısınmayı durdurabilmek için “büyük ekonomik kaynakların harekete geçirilmesi gerekir” saptamasını aktardım. Bir “kâr makinesi” olan sermayenin üzerinde yaşayan egemen sınıfların temsilcilerinin bu kaynakları insanlığın uzun dönemli çıkarına değil sermayenin kısa dönemli gereksinimlerine ayıracaklar; küresel ısınma da hızlanarak artmaya devam edecek diyordum. Adeta kapitalizm yaşayabilmek için “dünyayı faşizme doğru, ateşe vermeye” kararlı görünüyordu. 
Bu çok karanlık bir tablo. Yine de hafta sonu, Almanya’nın Bavyera eyaletinde yapılan seçimlerin sonuçlarına bakarak “başka bir dünya” olasılığının henüz tamamen ölmediğini düşünebiliriz.

Toplumsal kutuplaşma

Son yıllarda halk sınıfları merkez partilerini terk ediyor, kısmen ABD’de Bernie Sanders, Meksika’da Obrador, İngiltere’de Jeremy Corbyn gibi sol eğilimli liderlere, ama daha çok ABD’de Trump, Brezilya’da Bolsonaro, İtalya’da Salvini, Almanya’da AfD gibi sağ popülist, aslında düpedüz faşist liderlere, partilere yöneliyorlar. Siyaset kutuplaşıyor. 
Cumartesi günü Almanya’da Merkel’in koalisyon hükümetinin politikalarına karşı, Berlin’de 250 bin kişinin katılımıyla gerçekleşen anti faşist protesto gösterisi, Bavyera eyalet seçimlerinin sonuçları hem bu kutuplaşma gözlemini doğruluyor hem de faşizmin yükselişine karşı direniş olasılıklarına işaret ediyordu. 
İki merkez partisi SPD’nin (sosyal demokrat) ve CSU’nun (muhafazakâr) oyları, bir önceki seçimlere göre 10 puandan fazla gerileyerek sırasıyla, yüzde 9.7 ve yüzde 37.2’de kaldı. Buna karşılık, faşist AfD oyların yüzde 11.6’sını alarak eyalet meclisine girdi. Şimdi, AfD’nin 16 eyalet meclisinden 15’inde en az bir temsilcisi var. Ancak en önemli gelişme, çevreci, kimi talepleri anti kapitalist, anti-militarist özellikler sergileyen sol eğilimli Yeşiller partisinin oylarının yüzde 17.5’e ulaşmış olmasıdır. 
Bavyera seçimlerinde göçmenlere karşı güçlü bir ırkçı tepki bekleniyordu. SPD ve CSU kendilerini bu beklentiyle uyumlu yönde konuşlandırdılar. Buna karşılık, Yeşiller seçimlere, serbest dolaşımı, göçmenleri, özgürlükçü düşünceleri savunarak, küresel ısınmaya karşı mücadele talepleriyle girdiler. Yeşiller, “yabancı düşmanlığı siyasi iklimi belirliyor” inancının güçlendiği bir dönemde, Batı Almanya’nın en muhafazakâr eyaletlerinden Bavyera’da oylarını, bir önceki seçimlere göre ikiye katladılar. Bu sonuç, toplumsal muhalefetin yalnızca faşist partilere değil, sol partilere, ırkçılığa, faşist tehlikeye karşı politikalara, uygarlığın geleceğini tehdit eden küresel ısınma sorununa da ilgi gösterdiğini kanıtladı.

Tek yol, soldan geçiyor

Siyasi merkezin, toplumsal mutabakatın parçalanmaya, vatandaşların değerler üzerinden kutuplaşmaya başladığı yerlerde, en düşük ortak paydada buluşma çabaları, sağ ve sol uzlaşmacılık (“sağ duyulu” duruş sergileme taktiği), merkez sağın daha sağda olanı taklit etmemerkez solun sağa kayarak oy çalma çabaları sonuç vermiyor. Belirgin ilkelere sadakatini açıkça vurgulayan ve savunan, farkını ve kararlılığını sergileyen, saflarını sıklaştırarak mücadele gücünü kanıtlayabilen partiler ve akımlar seslerini duyurabiliyor, oylarını arttırabiliyor. 
Gerçekten de Bavyera seçimlerinde merkez partilerinin aşırı sağın politikalarına, söylemlerine hatta duyarlılıklarına yakınlaşarak oradan oy çalma çabaları iflas etti. Buna karşılık sağda ve solda, kendi özgün çizgisine sadıkkararlı, mücadeleci imaj sergileyen, radikal çözümler öneren AfD ve Yeşiller oylarını arttırdılar. 
Muhafazakârların ve sosyal demokrasinin iflasından, yalnızca Almanya’da değil hemen her yerde kapitalizmin dünyayı sürüklemekte olduğu faşist, dinci totaliterliğe, hızla geri dönülmez bir noktaya gelmekte olan küresel ısınmaya, ekolojik yıkıma karşı tek alternatif sol akımların mücadelesidir. Sol tüm insanlık adına, riski alarak, geleneğindeki deneylerden yararlanarak, yeni mücadele biçimleri yaratarak başarmak zorundadır!

Cumhuriyet / 18.10.18